KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI KANUNU’NUN AVUKAT-MÜVEKKİL İLİŞKİSİNE ETKİSİ VE AVUKATIN KİŞİSEL VERİLERE YÖNELİK SORUMLULUĞUNUN HUKUKİ YAPISI
GİRİŞ
Kişisel verilerin korunması ve bu kapsamdaki düzenlemelerin önemini günden güne artırdığı ve buna uygun olarak gerek Anayasal ve gerek yasal düzeyde mevzuat hükümleriyle geniş bir koruma mekanizmasının benimsendiği bilinen bir hukuki gerçekliktir. Ancak bu noktada ülkemiz özelinde asıl dikkat çeken husus kişisel verilerin korunması anlamında sorumluluğun sınırlı düzeydeki veri sorumlularına yönelik tanınmış olduğu, dolayısıyla kanunda tanımlanan yapı dışında kalan veri sorumlularının kişisel verilerin korunması anlamında bir yükümlülük içerisinde olmadığının düşünülmesidir.
Bu aşamada belirtmek gerekir ki kişisel verilerin korunmasına dair düzenlemeler yalnızca Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’na dayandırılmamaktadır. Türk Medeni Kanunu da dahil olmak üzere genel nitelikli düzenlemelerde de ve hatta Anayasal hak düzenleme anlayışında da kişisel verilerin korunması gereği hüküm altına alınmıştır. Kaldı ki bu durumun doğal sonucu olarak söz konusu hükümlerin ihlaline karşılık yaptırım esası da yalnızca idari para cezası niteliğinde olmayıp, ceza hukuku ve tazminat hukuku ile de düzenlemeler getirilmiş bulunmaktadır.
Tüm bu açıklamalarımız çerçevesinde kişisel verilere erişim ve depolama anlamında ilk akla gelenler gerçek kişilerin ötesinde tüzel kişilik düzeyindeki kurumsal mekanizmalardır. Nitekim konusu bilişim, teknoloji, sağlık gibi sektörler olan tüzel kişilerin verilere erişme ve bu verileri depolama anlamında ilk akla gelen yapılar olduğu söylenebilir. Ancak belirtmek isteriz ki bu türlü bir anlayış son derece sınırlı bir yaklaşımı ifade eder.
İnceleme konumuzun da özünü oluşturduğu üzere hassas kişisel verilere erişme ve bu verileri kullanma anlamında öncelikli olarak değerlendirilebilecek mesleklerden birinin de avukatlar olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Zira, müvekkil-avukat ilişkisinin getirdiği zorunluluklar ve müvekkillerin haklarının korunması anlamında avukatın mesleki serbestiye sahip kılınmasının getirdiği gereklilikler, müvekkilin kişisel verilerine erişimi zorunlu kılar. Bu veriler, kişinin cinsel kimlik ve sırlarından, mali ve sosyal durumuna, e devlet erişimine ve hatta telefon, adres gibi şahsa münhasır iletişim kanallarına kadar geniş bir statüyü ifade ederler. Bundan dolayıdır ki avukatların mesleki anlamda zor durumda kalmamaları ve dahası hukuki ve hatta cezai yaptırımlarla karşılaşmaması için belli bazı hususlara dikkat etmesi gerektiği açıktır. Söz konusu çalışmamızda bu kapsam ve söz konusu kapsamın getirdiği zorunluluklar konu edilecektir.
I-AVUKATLIK MESLEĞİNİN HUKUKSAL KAPSAMI
A-AVUKATLIK MESLEĞİNİN KAVRAMSAL YAPISI VE ÖNEMİ
Sosyal bir varlık olan insan değerleri, kültürü, yaşamı, düşünceleri ve duyguları ile var olduğundan; bu faktörlerle her topluma özgü davranış modelleri ve anlam sistemleri oluşmaktadır. Sağlıklı olması gereken anlam sistemleri içinde önemli bir parametre “adalete güven” duygusudur.[1] Bu güven duygusunu oluşturmak hususunda en önemli yükümlülüğün avukatlık mesleğine düştüğü inkar edilemez.
Bu esaslar çerçevesinde bir tanım yapmak gerekirse avukat, her türlü hukuki sorun ve anlaşmazlıkların, adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesi ve genellikle hukuk kurallarının tam olarak uygulanması hususunda, yargı organları ve hakemlerle resmî ve özel kurumlara yardım etmek amaçlarıyla hukuki bilgi ve tecrübelerini, adalet hizmetine ve kişilerin yararlanmasına tahsis etmek suretiyle kamu hizmeti gören bir kamu görevlisi olarak tanımlanabilir. Bu tanımdan çıkan iki önemli sonuç olduğunu belirtmekte fayda görmekteyiz. Öncelikle avukatlık profesyonel nitelikli icra edilmeyi zorunlu kılan bir hizmetitir. Bunun da ötesinde avukatlık mesleğinin kamusal niteliği ağır basmaktadır.
Adaletin sağlanması anlamında avukatlık mesleğinin katkısının vazgeçilmez bir nitelik arz ettiğine kuşku yoktur. Bu denli önemli bir kamu görevlisinin, muhatabı olan müvekkil kitlesine ne derece güvenli bir hizmet sunduğu ve dahası bu hizmetin ne derece kaliteli olduğu özellikle kişisel verilerin depolanması ve kullanılması anlamında sorgulanmaya açıktır. Yılda ortalama 15 milyon kişinin çeşitli sıfatlarla da olsa adalet sisteminde işlem gördüğünü göz önüne aldığımızda avukatlar tarafından verilen hizmetin veri güvenlik standartlarını karşılamasının ne denli önemli olduğu daha iyi anlaşılabilecektir. Bu anlamda avukatlık mesleğinin standartlarının yalnızca etik tutum ve davranışı ile sınırlı olmayıp, mesleğin profesyonelce yapılıp yapılmadığının tespitine yönelik tedbir ve mekanizmaların da saptanması gerekmektedir.
B-AVUKAT-MÜVEKKİL İLİŞKİSİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ
Avukatlar kanunlarca izin verilen çerçevede birincil olarak müvekkillerinin çıkar ve gereksinmelerini hukuk düzeninin izin verdiği ölçüde korumak ve kollamakla yükümlüdürler. Bu konuda kuşkumuz yok ise de, giderek zorlaşan soru, avukatların müvekkilerinin çıkarını ne ölçüde göz önüne almaları gerektiğidir.[2] Bu anlamı ile avukat müvekkil ilişkinin kapsamını ve tarafların sorumluluğunu belirleyen ana hususun ahlak/etik kurallar olduğu söylenebilir. Ancak belirtmek gerekir ki bu kuralların varlığı elzemse de avukatlık mesleğinin doğal bir sonucu olarak mesleki bencillik ve etik kuralları arasında çatışma yaşanması ihtimalinin gözardı edilmesi mümkün değildir.
Bu aşamada belki de en önemli soru avukatların başta kendilerini korumaya yönelik olanlar olmak üzere mesleki kuralları ne ölçüde bildikleridir. Kaldı ki ülkemiz özelinde avukat sayısının giderek artmakta olması, kazanç arayışının güçlü bir etken olarak ortaya çıkmasına ve etik kuralların erimesine yol açmıştır. Oysa ki avukatların farkına varmaları gereken hususların başında mesleki anlamda bir kazanç arayışına bağlı kalmanın bir takım sakıncaları beraberinde getireceği hususu gelmektedir.
Bu açıdan değerlendirildiğinde avukat ile müvekkil arasındaki ilişkinin genel nitelikli bir yapıdan çok sözleşmesel bir vasfa bağlı kılınması, bu sözleşmenin de kazuistik bir anlayış çerçevesinde her iki tarafı da koruyacak şekilde düzenlenmesi zorunludur. Bu hususun ne denli önemli olduğu avukatlar hakkındaki disiplin ceza kararları incelendiğinde çok daha net bir biçimde görülebilecektir.[3] Avukatlar yozlaşmış adliye kültüründen arınarak, meslek kurallarına duyarlı bir davranış geliştirmekle yükümlüdür. Bundan dolayıdır ki avukatlık mesleği özelinde kişisel verilerin korunması bağlamında, meslek kurallarının sürekli gelişmesini sağlamak üzere bireysel anlamda avukatların yanı sıra Barolara da büyük görev düşmektedir. Böylesi bir durumun yargı kalitesini artırmanın yanı sıra kişisel verilerin korunması yolu ile özel hayatın gizliliğinin korunmasını sağlayarak, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasına da hizmet edeceğine kuşku yoktur.
II-AVUKATLIK MESLEĞİ KAPSAMINDA KİŞİSEL VERİ KAVRAMI
Öncelikle belirtmek isteriz ki günümüzde bilgi modern yaşamın en önemli değeri haline gelmiş bulunmaktadır. Zira başta merkezi devlet olmak üzere pek çok kamu kurum ve kuruluşu ve hatta özel şirketler dahi bireyler hakkındaki pek çok bilgiyi toplamakta ve dahası saklamak suretiyle elde tutmaktadır. Ancak böylesi bir durumun bireylerin kişisel verilerinin üzerindeki kontrolü kaybetmelerine ve dolayısıyla söz konusu verilerin kendilerine karşı kullanılması gibi ağır ve tehlikeli durumların vücut bulmasına neden olabilecek denli önemli sorunlara neden olabilir. Üstelik bu tehlike sadece yetkisiz kullanımlar için değil; aynı zamanda bireylerin kişisel verilerinin kullanımına yetki verdikleri hallerde dahi vücut bulabilecek denli riskli bir meseledir.[4]
Ancak, öngördüğümüz yapının avukatlık mesleği anlamında açıklığa kavuşturulabilmesi için ilk aşamada kişisel veri kavramının ne olduğunun ve kapsamının belirlenmesinin şart olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Kişisel Verilerin Korunması Kanunu 3. maddesindeki kişisel veri kavramına ilişkin tanımlamayı temel aldığımızda kişisel veri kavramını kimliği belirli veya belirlenebilir kişilere dair her türlü bilgi olarak tanımlayabiliriz. Bu bağlamda gerçek kişilere yönelik olarak adı, soyadı, doğum tarihi ve doğum yeri gibi bilgiler yanında, kişinin fiziki, özel ailevi, ekonomik ve sosyal özelliklerine ilişkin bilgiler ve bu bilgilere ilişkin her tür paylaşımlarını kişisel veri olarak kabul etmek gerekmektedir.
Bu bilgiler, kişilerin manevi nitelikli değerlerinin yanı sıra mal varlıksal değerlerinin de içinde bulunduğu fiziksel ve sosyal çevre ile de ilgili olabilir.[5] Kişisel veriler, her zaman sır niteliği taşımayabilirse de bu genel olarak sınırlı bir durum için geçerlidir. Nitekim Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun gerekçesinde de isim, telefon numarası, motorlu taşıt plakası, sosyal güvenlik numarası, pasaport numarası, özgeçmiş, resim, görüntü ve ses kayıtları, parmak izleri, genetik bilgiler dahi kişisel veri olarak kabul edilmiş ve korunması zorunlu kılınmıştır.
Bizce de bu aşamada doğrudan veya dolaylı olarak özellikle bir kimlik numarası veya gerçek kişinin fiziksel, psikolojik, ruhsal, ekonomik, kültürel veya sosyal kimliğinin ve buna bağlı olarak çıktı değerlerine ve finansal durumları ile müşteri portföyünü içeren tüm bilgileri ile bu bilgilerine dair paylaşımlarının kişisel veri olarak kabulü gerekmektedir. O halde bu bilgiler kimlik, etnik köken, fiziksel özellikler, sağlık, eğitim, istihdam durumu, cinsel yaşam, aile hayatı, başkaları ile yapılan haberleşmeler, ikamet adresi, kredi kartı, kişisel düşünce ve inançlar, dernek ve sendika yapılanmaları ve üyelik durumları, alışveriş alışkanlıkları, ticari faaliyet özellikleri gibi kişiyle ilgili ve kişiyi tanımlayabilme özelliği bulunan bilgilerdir.[6]
Yukarıdaki açıklamalardan da görüleceği üzere bir avukatın mesleğin gereği olarak müvekkiline ait pek çok kişisel veriye erişebileceği ve dahası adil yargılanmayı sağlamak ve de müvekkilini hukuki düzeyde korumak maksatlı olarak erişmek zorunda olduğu açıktır. Nitekim, ceza davalarının yanı sıra hukuk davaları anlamında da iş uyuşmazlıklardan, ailevi anlaşmazlıklara kadar yargıya yansıyan hemen tüm vakalarda avukat, müvekkilinin haklarını etkin bir biçimde savunmak açısından onun bir takım kişisel verilerine erişme zorunluluğu duyacaktır. Örneğin, tazmin amacı taşıyan bir iş davasında işçinin eğitim, sağlık, istihdam durumunun, boşanma davalarında cinsel yaşama kadar varan aile hayatını içerir sır niteliğindeki verilerin avukatça bilinmesi, müvekkile karşı olan sorumluluğun aktif ve gereği gibi yerine getirilmesi anlamında son derece önemlidir. Bu açıdan belirtmek isteriz ki avukatın, uyuşmazlığın gerektirdiği nitelik ve kapsamda müvekkiline ait kişisel verileri talep etmesi ve bu verileri yargı nezdinde kullanması mesleğin doğası gereğidir.
II-AVUKATLIK MESLEĞİ BAĞLAMINDA KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI GEREKLİLİĞİ VE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR
Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere avukatların mesleğin gereği olarak, müvekkillerine ve hatta davanın muhatabı olan karşı tarafa ait bir takım kişisel verilere erişmesi ve bu verileri yargı nezdinde kullanması doğaldır. Ancak bu durumun doğal bir mesleki gereklilik olmasından, avukatların söz konusu verilere ilişkin duyarlı davranmak zorunda olmadıkları şeklinde bir sonuç çıkarılmamalıdır.
Zira kişisel verilere yönelik saldırılarda kullanılan araç ve amaçlardaki çeşitlilik karşısında veri sahibinin, ilgilinin kişisel verilerine sınırsız bir biçimde erişim yahut müdahale hakkına sahip olmadığı açıktır.[7] Bu açıdan avukatların gelişen teknolojiyi mesleki anlamda da kullanmaları karşısında bilişim teknolojisi kullanılarak kişisel verilere saldırı yapmaları yahut yapılmasına bilerek veya bilmeyerek müsaade etmelerinin ihtimal dahilinde olduğu gözardı edilemez.
Dahası müvekkilin veya dava tarafı muhatabın elde ettiği kişisel verileri kötüye kullanma ihtimali daima mevcuttur. Bundan dolayıdır ki avukatın müvekkiline ait elinde bulundurduğu kişisel verileri yayması, elektronik ortamda yapılan bankacılık, e-ticaret gibi alanlarda sahte işlemler yapılması, bu yasadışı işlemlerin yanı sıra tarafı olduğu yargısal süreci etkilemek maksatlı olarak kişisel verileri kişilerin izni olmadan çeşitli ortamlarda basın açıklaması yapmak yönlü saldırılar içerisine girmesi hiç de uzak bir ihtimal değildir. Bu durum hem veri güvenliği ile; hem de kişisel verilerin korunması ile yakından ilgilidir.[8]
Bu açıdan gerek hukuki gerek cezai yaptırımlara yol açacak ihlallerden kaçınılarak avukatın mesleğinin sürdürülmesi adalete güveni temin edecek bir etki sağlayacaktır. Dolayısıyla avukat ile müvekkili arasındaki hukuki ilişkide kişisel verilerin korunması anlamında bir takım düzenlemelerle güçlendirilmiş bir sözleşmesel ilişki kurulmasının müvekkilin yanı sıra avukatı da koruyacak bir güvenlik şemsiyesi oluşturacağı kuşku götürmez.
Kişisel bilgilerin başkalarının eline geçmesinin ne kadar tehlikeli olabileceği gözden uzak tutulmamalıdır.[9] Bu kapsamda avukatların mesleki ilişki kapsamında dikkat etmekle yükümlü oldukları hususları aşağıdaki şekilde açıklamak yerinde olacaktır.
-
KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASINDA AVUKAT TARAFINDAN HAK SAHİBİNİN RIZASININ ALINMASI
Bilinçli, basiretli ve mesleki anlamda güvenceli hareket etmek isteyen bir avukatın müvekkili ile arasındaki ilişkisini spesifik bir sözleşmeye bağlayacağı kuşkusuzdur. Ancak genel olarak bakıldığında avukatlar davayı ilgilendirir kişisel verilerin sır niteliğinde dahi olsa şifahi düzeyde kendilerine verilmesini veri sahibinden talep etmektedir ki bu son derece yaygın bir uygulamadır. Bu türlü taleplerin ve kişisel verilere bu yöntemle erişmenin bir takım sakıncalar barındırdığı gözden uzak tutulamaz.
Hatta bunun da ötesinde bir başkası hakkında kişisel veri sahibi olan kişinin avukatlara başvurarak ilgili kişinin erişim sağlanabilecek başkaca verilerine ulaşmasını talep etmesi de ihtimal dahilindedir. Örneğin e-devlet giriş verilerine sahip olan bir kişinin eşi, çocuğu ve hatta başkaca bir üçüncü kişi hakkında avukattan veri erişimi talep etmesi mümkündür. Öncelikle avukatların hukuki ve cezai anlamda sorumluluk altına girmekten kaçınmaları için hak sahibi dışındakilerin ellerinde bulundurdukları kişisel verileri kullanmaktan uzak durmaları zorunludur.
Bu husus da dahil olmak üzere veri sahibinin kendisinin herhangi bir akdi kurala bağlanmaksızın vermiş olduğu verilerde dahi, veri sahibinin, avukatı kişisel verilere rızası dışında erişmekle suçlaması yahut rızası dışında kullanmakla itham etmesi hiç de uzak bir ihtimal değildir. Oysa ki avukatlık sözleşmesinde önceliğin ücret yerine ilerleyen süreçte avukat açısından sakınca yaratması ve yaptırımlara yol açması muhtemel olması itibariyle kişisel verilerin korunması esasına verilmesi daha uygun düşecektir.
Bu açıdan avukatlık sözleşmesinin gizliliği de belirtilmek suretiyle, hangi kişisel verilerin talep edildiği ve dahası bu verilerin, veri sahibinin rızası ile avukata aktarıldığının da hüküm ve imza altına alınması büyük fayda sağlayacaktır. Nitekim böylesi bir hüküm eklenmiş sözleşmelerin, 1982 Anayasası’nın 20. maddesine 2010 yılı Anayasa Değişikliği ile eklenen kişisel verilerin korunmasına ilişkin düzenlemede yer alan, “kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir” hükmüne uygun düşer.
Ancak belirtmek isteriz ki basit nitelikli, “davaya dair kişisel verilerimi rızam dahilinde vekalet ilişkimin olduğu avukata vermiş bulunmaktayım” yönlü bir ifadeye tek başına hukuki bir anlam atfetmek mümkün değildir. Bu türlü sözleşmelerde ilgili kişinin rıza beyanının geçerli sayılabilmesi için bazı gerekliliklerin karşılanması gerektiği gözden uzak tutulmamalıdır. Bu açıdan ilgili kişinin rızasının bir hukuka uygunluk şartı olarak değerlendirilebilmesi ve avukat açısından mesleki bir güvence sağlayabilmesi için, “şüpheye yer bırakmayacak şekilde verilmiş” olması, bir başka deyişle “kesin” olması gerekir.
Rıza, ilgili kişinin açık ve kesin bir iradesi olmalı, bir başka deyişle ilgili kişinin kişisel verilerinin işlenmesine rıza gösterip göstermediği konusunda herhangi bir şüphe bulunmamalıdır.[10] Bu esasların temel sonucu şudur ki, kişisel verilerin korunması esası kapsamında ilgili kişi, kişisel verilerinin işlenmesi ile ilgili, özellikle işlemenin içeriği, amacı, süresi, verilerin nerelerde kullanılacağı hakkında yeterince bilgilendirilmelidir.[11]
Tüm bu açıklamalarımız kapsamında belirtmek isteriz ki öngördüğümüz şart ve esaslara uygun bir rıza beyanının sağlanması halinde kişisel verilere müdahale yönlü eylem yahut işlem hukuka uygun hale gelecektir. Bunun doğal sonucu olarak da ilgilinin, veri ihlaline maruz kaldığına ilişkin her tür talep hakkı kısıtlanmış olacaktır.
B)KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASINDA AVUKATIN TANIMLAMAKLA YÜKÜMLÜ OLDUĞU HUSUSLAR
Yukarıda da arz ettiğimiz üzere avukatlık mesleğinin gereği olarak müvekkile ait bir takım kişisel verilere erişim sağlanması doğaldır. Ancak, süreç içerisinde avukat ile müvekkilin kişisel verilerin kullanımından kaynaklı olarak uyuşmazlık içerisine girmesi olasıdır. Bu kapsamda veri sahibinin açık ve kesin rızasının alınmasının tek başına avukatı koruyucu bir düzenleme olacağını düşünmek gerçekçi değildir. Dolayısıyla avukat tarafından müvekkili ile arasındaki sözleşme düzenlenirken aşağıdaki hususları da düzenleme altına alması, rıza esası ile bir bütün düşünüldüğünde çok daha kuvvetli bir mesleki koruma mekanizması oluşturacaktır. Bu kapsamda avukatın, müvekkili ile arasındaki sözleşmeye eklemesi yerinde olacak ve koruyucu düzenleme anlamına gelecek yapıları şu şekilde sıralamak mümkündür:
- Müvekkilden alınacak kişisel verinin niteliği,
- Müvekkilden alınan kişisel verileri işlemenin amacı
- Müvekkilden alınan kişisel verileri işlemenin süresi,
- Müvekkilden alınan kişisel verilerin yayılacağı alan,
- Kişisel verilerin kullanımında geçerli olan genel ve sektörelkurallar,
- Kişisel verilerin kullanımında uyulması gerekli mesleki kurallar,
- Kişisel verilerin nasıl kullanıldığı,
- Temel hak ve hürriyet niteliğinde olması itibariyle kişisel verilerin korunması konusundaki garantiler.
C)KİŞİSEL VERİLERİN İŞLENMESİ SÜRECİNDE AVUKATIN DİKKAT ETMESİ GEREKEN HUSUSLAR
Kişisel verilerin, müvekkilden alınması hususunda yukarıda verilen açıklamaların yanı sıra söz konusu verilerin işlenmesi sürecinde de avukatların özenli ve profesyonel davranması gerekir. Bu aşamada belirtmek gerekir ki avukatın müvekkilinden açık ve kesin bir rıza dahilinde elde ettiği verilerin bir kullanım ömrü olduğunu gözden uzak tutmamalıdır. Dolayısıyla söz konusu veriler ancak müvekkil-avukat ilişkisinin kapsamı içerisinde yer alan yargısal sürece bağlı ve sürecin devamı müddetince kullanılabilir. Bundan dolayıdır ki avukat ile müvekkil arasında akdedilmiş sözleşmelerde kişisel verileri avukatın kullanması hususunda, veri sahibinin kişisel verilerin silinmesini, yok edilmesini isteme hakkına sahip olduğu hükmüne yer verilmelidir. Bununla birlikte kanaatimizce bu türlü bir hüküm yerine ilgili yargısal sürecin tamamlanması ile birlikte verilerin, veri sorumlusu avukat tarafından re’sen silinip, yok edileceği hususu da düzenleme altına alınabilir. Ancak kanaatimizce ulusal yargı sürecinin yavaşlığı ve mevzuattaki değişikliklerin ilerleyen dönemde verilerin tekrar kullanımını gerektirebilecek olması karşısında re’en silinme yerine talep üzerine yok etme esaslı bir düzenlemeye yer verilmesi daha uygun düşecektir. Yine de kuşkusuz Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamına giren avukatlar için bu hususta süre sınırı belirlendiğini gözden kaçırmamakta fayda vardır.
Ancak özellikle ifade etmek gerekir ki kişisel verilerin elde edilmesi ve işlenmesi yönlü sürecin yukarıda ifade ettiğimiz özellik ve unsurları içeren bir sözleşme kapsamında düzenlenmesinin de tek başına yeterli olmayacağı kanaatindeyiz. Bundan dolayıdır ki avukatın, gerek hukuki ve gerek etik anlamda sorumlu olmaması yönlü bir güvence sahibi olması için elde ettiği kişisel verilerin Kanunun izin verdiği haller hariç olmak üzere mevzuat hükümlerine aykırı olarak başkalarına açıklamaması, söz konusu kişisel verileri şahsi çıkarları için kullanmaması, olası bir şekilde işlenen verilerin kanuni olmayan yollarla başkaları tarafından ele geçirilmesi halinde bu durumu en kısa sürede ilgilisine bildirilerek gerekli önlemleri alması son derece önemlidir.
Nitekim Kişisel Verilerin Korunması Kurumu da avukatlara yönelik olarak bu yükümlülükleri yakından takip etmekte ve ihlallerin tespiti ile birlikte TCK ve TMK hükümleri saklı olmak üzere idari para cezası uygulama yoluna gitmektedir. Nitekim Kişisel Verileri Koruma Kurulunca, icra takibi kapsamında borçlunun yakınına SMS gönderen gönderen avukata idari para cezası verilmiştir. Kurul başvuru üzerine yaptığı incelemede, icra takibini yapan avukat tarafından şikayetçiye ait cep telefonuna, hakkında icra takibi bulunan yakınının ad, soyad ve hizmet numarasının yer aldığı kısa mesaj gönderildiğini tespit etti. İnceleme sonucunda, veri sorumlusu avukat tarafından kişisel veri olan cep telefonu numarası bilgisinin SMS gönderilerek kullanılmasının, kişisel veri işleme faaliyeti olduğu ve bu durumun Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’ndaki veri işleme şartına dayanmadığı belirlendi. Bunun üzerine Kurul, “Kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini önlemek” yükümlülüğünü yerine getirmeyen veri sorumlusu avukat hakkında 50 bin lira idari para cezası uygulanmasını kararlaştırmıştır. Kurul, kararında, icra takibi gibi bir gerekçe de olsa Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nda belirtilen işleme şartlarından herhangi biri mevcut değilse, ilgili kişi haricinde başkasına SMS gönderimi, telefonla arama, elektronik posta iletme gibi işlemlerin Kanun’a aykırılık taşıdığı tespitine yer vermiştir.
Söz konusu karar bile tek başına avukatların ne denli önemli bir yükümlülük ile karşı karşıya olduklarını açık bir biçimde göstermektedir. Bu karardan da anlaşılmıştır ki kişilerin siyasi, felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine, ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına, iletişim kanallarına kadar kendilerine ve özel yaşamlarına dair bilgiler avukatları tarafından korunmak zorundadır.[12]
SONUÇ
Kişisel verilerin korunması hususundaki düzenlemelerin yaygınlaşmasının temel sebeplerinden biri teknolojik gelişmeler olsa da sosyal ve hukuksal ihtiyaçlar da söz konusu verilerin korunması zorunlu hale getirmiştir. Nitekim Anayasa’dan başlamak üzere geniş bir mevzuat yapısı içerisinde kişisel verileri korumaya yönelik düzenlemelere yer verilmesi bu durumun ne denli önemli bir mesele haline geldiğini göstermektedir.
Ancak açık bir biçimde belirtmek gerekir ki konunun kapsam ve niteliği, kamu hizmeti vermekle mükellef olan ve iş yapıları spesifik olduğundan, veri toplama, işleme ve depolama konusunda özgün düzenlemelere ihtiyaç olan bakir bir alan olarak avukatlık hizmetlerinin özellikle irdelenmesi gerekmektedir. Zira çoğu zaman avukatlar, müvekkilleri ve hatta müvekkilleri ile uyuşmazlık halinde olan kişilere ait verileri toplamakta, saklamakta, kullanmakta ve hatta basın açıklamaları gibi yöntemlerle belki de yargıyı yönlendirme beklentisiyle yaymaktadır. Bu türlü hususlarda ise avukatların kendilerini korumak maksatlı öne attıkları husus Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında olmadıkları şeklinde kendisini göstermektedir.
Oysa ki, kişisel verilerin korunmasına hasredilmiş yegane düzenleme Kişisel Verilerin Korunması Kanunu değildir. Türk Ceza Kanunu 125 ve devamı hükümleri, Türk Medeni Kanunu düzenlemeleri ve hatta Anayasa’nın güvence getirici hükümleri dikkate alındığında, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında yer almamak, bir avukat için güvenli alan yaratmaya yetmeyecektir.
Bu açıdan avukatların özellikle müvekkilleri ile olan sözleşmeleri tanımlarken had safhada dikkatli olmaları gerektiği, kişisel verilere ilişkin düzenlemeleri bu sözleşmelere yansıtmalarının ilerleyen süreçte lehlerine olacağı, her ne kadar reklam yasağına tabi olsalar da internet sitesi kullanımlarının yaygınlaşması karşısında çerez uyarı ve bunun da ötesinde aydınlatma metinlerine yer vermeleri gerektiği gözden kaçırılmamalıdır. Aksi bir durumun avukat açısından, mesleki, ahlaki ve hukuki anlamda ciddi ve ağır sonuçlara yol açacağı kesindir.
KAYNAKÇA
Çelik M. Lamih, Meslek Kurallarında Avukat-Mahkeme İlişkileri, TBB Dergisi, Sayı 74, Y.2008.
Ersoy Uğur, Bir İnsan Hakları Kavramı Olarak “Kişisel Verilerin Korunması”, Ankara 2009.
Gürpınar Damla, Kişisel Verilerin Korunamamasından Doğan Hukuki Sorumluluk, D.E.Ü. Hukuk Fakültesi Dergisi, Prof. Dr. Şeref ERTAŞ’a Armağan, C. 19, Özel Sayı-2017.
Gürpınar Damla, Kişisel Verilerin Korunamamasından Doğan Hukuki Sorumluluk, D.E.Ü. Hukuk Fakültesi Dergisi, Prof. Dr. Şeref ERTAŞ’a Armağan, C. 19, Özel Sayı-2017.
Hafızoğulları Zeki/Özen Muharrem, Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar, Ankara Barosu Dergisi , Y.67, S. 4, Güz 2009.
Korff Douwe ,EC Study on the Protection of the Rights and Interests of Legal Persons with Regard to the Processing of the Personal Data Relating to Such Persons, (Study Contract ETD/97/B5-9500/78).
Korkmaz İbrahim, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Hakkında Bir Değerlendirme, TBB Dergisi, S.2016.
Raymond Wacks, Personal Information Privacy and the Law, Clarendon Press, Oxford 1993.
Üzeltürk Sultan, 1982 Anayasası ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesine Göre Özel Hayatın Gizliliği Hakkı, Beta Yayınevi, İstanbul 2004.
Yücel Mustafa Tören, Avukatlık Meslek Etiğine Kriminolojik Bir Yaklaşım, TBB Dergisi, Sayı 75, Y. 2008.
[1] Yücel Mustafa Tören, Avukatlık Meslek Etiğine Kriminolojik Bir Yaklaşım, TBB Dergisi, Sayı 75, Y. 2008, s. 267.
[2] Tören, s.272.
[3] Çelik M. Lamih, Meslek Kurallarında Avukat-Mahkeme İlişkileri, TBB Dergisi, Sayı 74, Y.2008, s.274.
[4] Korkmaz İbrahim, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Hakkında Bir Değerlendirme, TBB Dergisi, S.2016, s.1.
[5] Gürpınar Damla, Kişisel Verilerin Korunamamasından Doğan Hukuki Sorumluluk, D.E.Ü. Hukuk Fakültesi Dergisi, Prof. Dr. Şeref ERTAŞ’a Armağan, C. 19, Özel Sayı-2017, s.681.
[6] Raymond Wacks, Personal Information Privacy and the Law, Clarendon Press, Oxford 1993, s. 26.
[7] Korkmaz, s.97.
[8] Ersoy Uğur, Bir İnsan Hakları Kavramı Olarak Kişisel Verilerin Korunması, Ankara 2009, s.25.
[9] Üzeltürk Sultan, 1982 Anayasası ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesine Göre Özel Hayatın Gizliliği Hakkı, Beta Yayınevi, İstanbul 2004, s. 112.
[10] Korkmaz, s.96.
[11] Korff Douwe ,EC Study on the Protection of the Rights and Interests of Legal Persons with Regard to the Processing of the Personal Data Relating to Such Persons, (Study Contract ETD/97/B5-9500/78), s.32.
[12] Hafızoğulları Zeki/Özen Muharrem, Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar, Ankara Barosu Dergisi , Y.67, S. 4, Güz 2009, s.20.






