

ÖZEL YETKİLİ MAHKEMELERİN KALDIRILMASI İÇEREN YASANININ DEĞERLENDİRİLMESİ
Son dönemlerde hukuk mevzuatı hızla değişmekte ve her bir değişim öncesi de bu değişimlere ciddi anlamda adalet umutları bağlanmakta ancak umutlar kısa bir süre sonra hayal kırıklığına dönüşmektedir. Şimdiye kadar özellikle “paket” isminde çıkarılan torba kanunlar toplumsal bekleyişleri karşılamamıştır. Son olarak “Terörle Mücadele Kanunu(TMK) ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarla Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” 21 Şubat 2014 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasallaşmıştır. Bu yasanın hazırlık sürecinde de kamuoyu nezdinde yüksek beklenti oluşturulmuş ve neticede taslak metinle ilgili daha meclis genel kurulu aşamasında yapılan çok sayıda eleştiriye rağmen toplumsal beklentiler karşılanmadan cumhurbaşkanı onayına sunulmuştur.
Yapılan değişiklik çözümden ziyade çözümsüzlüğü daha fazla derinleştirmiştir. Özellikle son dönemde bakıldığında Türkiye’de yargının iflas ettiği görülmektedir. İflas eden bir yargıyı suni teneffüslerle hayata döndürmek çoğu zaman daha kötü sonuçlara yol açabilir. Bu yasal düzenlemeyle yargıdaki çözümsüzlük daha fazla artmış çözümsüzlük adeta kanıksanmıştır. İktidarın görmediği ya da görmek istemediği Türkiye’de yargının iflas ettiği gerçeğidir. İflas eden yargıya geçici çözümler çare olmaz. Nitekim yapılmak istenilen yasa değişikliğin ana mantalitesi; toplumsal yarar değil, bizatihi AKP’nin yararıdır. Yargı sistemi bütünüyle ÖYM(Özel Yetkili Mahkemeler)leştiğinden dolayı tek başına ÖYM veya TMK’ların kaldırılması da yetmez. Bunlardan daha öncelikle Yargıtay 9. Ceza Dairenin kaldırılması lazımdır. Zira bu mahkemelerin hukuku katledercesine verdikleri kararlar temyiz mahkemesi olan Yarg. 9. CD hep onanarak yaptıkları hukuksuzluklar meşrulaştırılmıştır.
Esas önemli olan yasal değişikliklerin önce biran önce yargının devletçi ve statükoyu korumaktan kurtulması lazım. Bu yasa teklifi de önceki paketler mantalitesiyle hazırlanmış bir ileri iki geri anlayışının açık bir tezahürüdür. Türkiye’deki yargının sorunu mevzuat odaklı sorundan ziyade; insan odaklıdır. Ancak iktidar şimdiye kadar yargı sorununa hiçbir şekilde böyle yaklaşmamış ve sadece mevzuat değişikliğiyle yargıyı düzelteceğine inanmıştır. Yargının uygulayıcıları konumunda olan kişiler yargıyı bir silah olarak kullanmaktadırlar. Yargı uygulayıcılardan hukuk bilincinin yanında mutlak surette akıl, mantık ve vicdan olması gerekir. Bununla birlikte Terörle Mücadele Kanunun kaldırılması yönündeki talepler iktidar tarafından göz ardı edilmiştir.
Yasanın kabul edilmesiyle yargı birliğinin sağlanması bakımından önemlidir. Özel yetkili ağır ceza mahkemeleriyle Terörle Mücadele Kanunu m.10 ile yetkili mahkemelerin kaldırılması, yapılması gereken ve hatta geç kalınan bir uygulamadır. Ancak bütün yargı sisteminin ÖYMleşmesinden dolayı yapılan bu değişiklik pratikte bir anlam kazanmayacaktır. Zira yargı sisteminin neredeyse tümüne hakim olan devletçi ve statükoyu koruma anlayışı vardır. Bu anlayıştan kurtulmadıkça mahkemenin isminin hiçbir önemi yoktur.
Genel kurulda kabul edilen taslak metinde TMK ve TMK’nın daha da hukuksuz işlemesine neden olan hükümlerinde ise hiçbir değişiklik öngörmemektedir. Sadece bu mahkemelerin kalkması devam eden davalara olumlu bir yansıması olmayacaktır. Zira bu mahkemelerin kaldırılması yönündeki talepler esasında terörle mücadele yasası ve bu yasanın uygulamasından doğmuştur. Bu mahkemelerde görevli yargıçların özlük hakları olduğu gibi korunacağından/korunması gerektiğinden diğer bir ifade ile bu mahkemelerde görevli yargıçlar başka mahkemelerde görev alacaklarından ÖYM’lerin kaldırılması karşısında TMK’nın kaldırılmamasının hiçbir mantıki izahı kalmamaktadır. Daha önceden çocuklarla ilgili dosyaların ÖYM’lerden alınıp çocuk mah.de yargılanan çocuklara aynı cezaların verilmesine benzer durum olacaktır.
Bu düzenlemeyle ilk derece mahkemelerinde yargılaması devam eden dosyalar diğer ağır ceza mahkemelerine gönderilecektir. Ancak bu mahkemelerce verilip Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında veya Yargıtay’ın ilgili dairelerinde bulunan dosyaların incelemesine devam edilmesi hukukla izahı kabil değildir. Söz konusu madde yasa değişikliği TBMM görüşülürken ek önergelerle yasaya eklenmiştir. Zira taslağın yasalaşma sürecinde böyle bir düzenleme yoktu. Hatta bizatihi Adalet Bakanı Bekir Bozdağ Yargıtay’daki dosyaların usulden bozulup mahkemelerine iade edileceğini ifade etmişti.
Yasada yer alan önemli değişikliklerden birisi de, gözaltına alma, yakalama ve tutuklama tedbirine ilişkindir. Yapılan değişiklikle, keyfi gözaltıların önüne geçilmesi amaçlanmakta, gözaltı kararının mutlaka somut delile dayanması gerekmektedir. Böylece, insanların sebepsiz yere gözaltına alınması engellenmesi amaçlanmaktadır. Ancak koruma tedbirleri için “somut delil” kriterini getirmek mevcut yargı pratiği için bir anlam ifade etmez. Daha önce “kuvvetli suç şüphesini gösteren olgular” ibaresi nasıl bir anlam ifade etmediyse “somut delil” ibaresi de bir anlam ifade etmez. Zira Türk yargısı hiçbir zaman kavramlara takılmamış, sonuca odaklı olarak çalışmıştır.
Dinleme için, somut delillere dayalı kuvvetli suç şüphe sebeplerinin varlığı ile ağır ceza mahkemesince karar verilmesi aranacaktır. Dinleme ve teknik takip tedbirleri bakımından da örgüt suçu kaldırılmaktadır. Örgüt kapsamında suç işlenmişse ve şartları varsa dinleme kararı alınabilecektir. Uygulamada sıkça karşılaşılan örgütlü suç gerekçe olarak gösterilerek, keyfi şekilde ve süresiz dinleme yapılamayacaktır. Tutuklama, arama gibi kararların tek hakimle yapılmasına karşın; telefon dinlemenin heyet halinde oybirliğiyle yapılmasının: hukuki, insani ve mantıklı bir açıklaması yoktur. Bununla birlikte ağırlaştırmış müebbet cezası verilirken oy çokluğuyla yetinen yargı; telefonla iletişimin kayda alınması için oybirliği araması hukukla izahı kabil değildir.
Yasada, devlete yönelik bazı suçlar için soruşturma ve kovuşturma için izin alınmayacağı düzenlenmekte ve istisna olarak MİT Kanunu’nun 26. maddesini saklı tutulmaktadır. Maalesef son zamanlarda, MİT, Telekomünikasyon İdaresi Başkanlığı, Polis Teşkilatı mensupları yönünden yargı dokunulmazlığı oluşturulmaya çalışılmakta, bu amaçla da kanunlara hükümler koyulmaktadır. “Hukuk devleti” ilkesini ve yargıya güveni zedeleyen, kamu otoritesini keyfi ve hesapsız işlem ve eylemlerinin önünü açıp birey dikkate almayan bu anlayış, “hukuk devleti” ilkesi karşısında koruma göremez. Yine bu düzenleme devletçi bir anlayışını tezahürüdür.
![]()
🟢 Çevrimiçi|
Alternatif Hukuk Bürosuna hoş geldiniz. Size nasıl yardımcı olabilirim?
Gizlilik Politikası