

BAĞIMSIZ İDARİ OTORİTELER VE SERMAYE PİYASASI KURULU YAPISI
İÇİNDEKİLER …………………………………………………………………I
KISALTMALAR…………………………………………………………………V
GİRİŞ……………………………………………………………………………..VI
I.BÖLÜM
BAĞIMSIZ İDARİ OTORİTELER
II.BÖLÜM
TÜRKİYE’DE BAĞIMSIZ İDARİ OTORİTELER
III.BÖLÜM
SERMAYE PİYASASININ KURULU’NUN KURULUŞU
VE HUKUKSAL ÖZELLİKLERİ
IV.BÖLÜM
SERMAYE PİYASASI KURULU’NUN TEŞKİLAT YAPISI
V.BÖLÜM
SERMAYE PİYASASI KURULU’NUN YETKİ VE GÖREVLERİ
VE İŞLEMLERİNİN YARGISAL DENETİMİ
A.SERMAYE PİYASASI KURULUNUN YETKİ VE GÖREVLERİ………….33
Kurumları……………………………………………………………..38
4.Yaptırım Uygulama………………………………………………………..42
5.İzin ve Bildirme……………………………………………………………44
6.Uyuşmazlıkları Çözme……………………………………….……………45
7.Görüş Bildirme…………………………………………………………….45
KURULUŞLARLA İLİŞKİSİ………………………………………….…….46
D.SERMAYE PİYASASI KURULU İŞLEMLERİNİN YARGISAL
DENETİMİ…………………………………………………………………50
KAYNAKÇA………………………………………………………………….53
KISALTMALAR
Any : Anayasa
BİO : Bağımsız İdari Otoriteler
b : bası
C : Cilt
D : Daire
DD : Danıştay Dergisi
DPT : Devlet Planlama Teşkilatı
E : Esas
İYUK : İdari Yargılama Usul Kanunu
KHK : Kanun Hükmünde Kararname
md : madde
MKK : Merkezi Kayıt Kuruluşu
RG : Resmi Gazete
RTÜK : Radyo Televizyon Üst Kurulu
S : Sayı
s : sayfa
SerPK : Sermaye Piyasası Kanunu
SPK : Sermaye Piyasası Kurulu
vd : ve devamı
GİRİŞ
Ekonomik alanda olmak üzere ülkemizde başlayan dış dünyaya açılma, tercihen batı ekonomi ve toplumlarıyla entegrasyon süreci her müesseseyi olduğu kadar idari teşkilat yapımızı da etkilemiştir. Gerek Avrupa Birliği gerekse IMF-Dünya Bankası ilişkileri de idari teşkilat sisteminde değişiklik yapılmasını adeta zorunlu kılmıştır.
İdari teşkilat yapısında değişiklik, merkezi yönetimin yetkilerinin azaltılarak yerel yönetimlerin güçlendirilmesi yönünde olmuştur. BİO’ler oluşumu, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, duyarlı alanlarda politikacıların her bakımdan müdahalesinin olamayacağı yeni bir teşkilat modelinin hayata geçirilmesi ile de başlatılmıştır.
Bağımsız idari kuruluşlardan biri olan Sermaye Piyasası Kurulu da, 1981 yılından bu yana ekonomik hayatın önemli bir gücü olarak faaliyetini sürdürmektedir.
Bu çalışmamız iki başlık altında hazırlanmıştır. Birinci başlıkta bağımsız idari otoriteleri ve bunların Türkiye uzantısını inceleyeceğiz. İkinci başlık altında ise Sermaye Piyasası Kurulu’nun oluşumunu, hukuksal özelliklerini, teşkilat yapısını, yetki ve görevleri ve işlemlerinin yargısal denetimini inceleyeceğiz.
BAĞIMSIZ İDARİ OTORİTELER
Teknolojinin hızla gelişmesi sonucunda devletin bazı alanları, kendi klasik erkleriyle karşılayamaz duruma gelmesi ve klasik devlet yapısı içerisinde bürokrasinin ağır ve hantal yapısı, siyasi müdahalelerden uzak, uzmanlık düzeyinde, donanımlı, bağımsız ve güvenli ayrı bir yapılandırmayı gerektirmiştir[1]. Çağdaş devlet mantığı çerçevesinde devletin küçültülmesi, ağır ve hantal yapısının kaldırılması devlet teşkilatının yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılmıştır.
Bazı temel hak ve özgürlükler ile ekonomik faaliyetlerle ilgili duyarlı sayılan konularda etkili ve önemli yetkiler kullanarak, bu işlevlerin günlük politika ve politikacıların etkisinde ve baskısından kurtarılması amacıyla bu tür kuruluşlara ihtiyaç duyulması ortaya çıkışın en önemli sebepleri arasında sayılabilir. Teknolojinin de yardımıyla çok hızlı gelişen ve gittikçe karmaşıklaşan iletişim, medya, rekabet, bankacılık ve finans sektörü gibi alanların önem ve hassasiyeti nedeniyle siyasî iktidarın etkisinden arındırılması ihtiyacı bu tür kurumların doğmasının başka temel sebepleri arasında sayılabilir[2]. Ayrıca, BİO’ların kurulmalarındaki gerekçelerin uzmanlık ve hesap verilebilirlik olduğu da ileri sürülmektedir[3].
Bağımsız idari otoritelere ihtiyaç duyulmasının bir diğer nedeni ise, devletin klasik idari ve yargısal yöntemlerle etkin bir şekilde organize edilememesi ve denetlenmesinin zorlaşmasıdır. Ayrıca politikacılara olan güvensizlik sonucunda
iletişim, enerji, telekomünikasyon ve finans sektörler gibi kamusal yaşamın duyarlı olduğu alanlarda siyasi iktidarın söz sahibi olmasının tarafsızlık ve objektiflik açısından sorun yarattığından dolayı BİO’ler ortaya çıkmıştır[4].
İdari kuruluşların bugüne kadar bilinen hiçbir türüne girmeyen BİO’ler, kendilerine özgü bir yapı sergilemeleri, tek bir modele sahip olmamaları ve her ülkede farklı uygulamalar nedeniyle tek tip tanımı ve ortak kriterlerini belirlemek güçtür [5].
Doktrinde Akıncı, BİO’leri “Devlet yönetimini elinde bulunduran siyasi organlardan bağımsız, temel hak özgürlükler ve ekonomik etkinliklerle duyarlı konularda kendine ait etkili ve önemli yetkiler kullanarak, düzenleme denetleme ve gözetleme görevi gören yapılardır” diye tanımlamaktadır[6].
Bir başka tanıma göre ise, BİO’ler, temel hak ve özgürlüklerle ilgili alanlarda önemli düzenleme ve denetleme yetkilerini kullanan özerk statüdeki idari yapılardır[7].
BİO’ler genel yönetim yapısı içinde yer almalarına rağmen, BİO’lerin klasik idari kurumlardan ayrılan özellikleri bulunmaktadır. Bunlar “bağımsızlık”, “özerklik”, “yönetsel otorite” ve “kamusal yaşamın duyarlı alanları” olarak sıralanabilir. Ayrıca, belli bir alanı düzenleme, izleme, denetleme ve yaptırım uygulama yetkileriyle donatılmış olmaları da bu kurumların belirgin özellikleridir[8]. Aynı zamanda BİO’lerin kuruluşları ve işleyişleri yasalarla belirtilmiştir.
Bağımsız idari otoritelerin en başta gelen özelliği, bu kurumların yasama ve yürütme karşısında bağımsız olmalarıdır[9]. Bağımsızlık, hukuk düzenine uyarlanabilir bir kavramdır ve “dışsal bir gücün denetim ve sınırlandırmasına tabi olmama durumu” olarak tanımlanabilir[10]. Ayrıca, bağımsızlık iki organ arasındaki ilişkiyi nitelemektedir. Bir BİO’nun bağımsız olabilmesi için bağımsız bir tüzel kişiliğe sahip olması şart değildir; önemli olan yürütme erkinden bağımsızlıktır[11].
BİO’ların bağımsızlığının en önemli güvencesi, organlarının oluşum biçimi ile üyelerinin statüsüdür[12]. Karar organlarını oluşturan üyelerin belirlenmesinde izlenecek yöntemin mümkün olduğu kadar siyasal etkiye kapalı olması tercih edilmektedir[13]. Ayrıca, diğer kuruluşlara nazaran BİO’ların yöneticilerinin sürelerinden önce görevlerinden alınmaları neredeyse imkansızdır.
BİO’lerin bağımsızlığının en önemli sonucu, bunların merkezi idarenin hiyerarşik ve vesayet denetimine tabi olmamalarıdır[14]. Yürütme organının, bunların işlem ve eylemleri üzerinde herhangi bir denetleme yetkisi yoktur. Bu nedenlerle BİO’ları hizmet yerinden yönetim kuruluşları kategorisinde saymak mümkün olmamaktadır[15]. Bunların yargısal kuruluş benzeri kuruluş veya karma kuruluş olarak da kabul edilebileceği, hatta idari bütünlük anlamında yerinden yönetim kuruluşlarının benzeri olarak da nitelendirilebileceği savunulmaktadır.[16] Ancak bunların bağımsızlığı, hiçbir denetime bağlı olmadıkları anlamına da gelmemektedir. Ayrıca BİO’ler, yargısal ve yasama denetimine tabidirler.
Özerklik, BİO’ların yapıları gereği zorunlu bir koşuldur. Etkili kamu gücü kullanan BİO’ların özerkliğinin olmaması, bunların işlevlerini yerine getirememesi anlamına gelecektir[17]. BİO’lar örgütlenme özerkliği çerçevesinde personel alımı, bütçe ve harcamaya ilişkin konularda kendileri karar alırken; işlevsel özerklik çerçevesinde de kamusal yaşamın duyarlı alanlarında düzenleme ve denetleme görevi yürütmektedir.
Bunların özellikle yaptırım uygulama yetkileri, siyasi otoritenin egemenlik alanı dışında özerk bir konumda olmalarını gerektirmektedir.
BİO’lar yasama, yürütme ve yargı erklerinin kimi niteliklerini bünyelerinde taşımalarına karşın, netice itibarıyla idari kuruluşlardır.
Hizmet yerinden yönetim kuruluşları, kamu tüzelkişiliği ve özerklik içinde kamu hizmeti yürütürken, BİO’lar belli bir kamu hizmeti yürütmekten ziyade, bireylerin ve toplulukların hak ve özgürlükleri ile yakından ilişkili alanlarda düzenleyici, izleyici, denetleyici ve gerektiğinde yaptırım uygulayıcı kuruluşlardır.
BİO’lara zenginliğini kazandıran ve bunları klasik kamu kurumlarından ayıran, kullandıkları yetkilerin niteliğidir. Bunlara kamusal yetkilerin verilmesinin nedeni, değişen ekonomik ve toplumsal ilişkilerin geleneksel idari yöntemlerle düzenlenemeyeceğinin anlaşılmasıdır. Yargı erkinin, idari faaliyetleri denetleme işlevinde görülen tıkanıklıklar da BİO’lara tanınan yetkilerin artmasında etkili olmuştur[19].
BİO’lar, ilgili oldukları alanda etkinlikte bulunan kişi ve toplulukların durum ve davranışlarını genel kural işlemlerle düzenlemek, birey işlemlerle belirlemek, aykırı eylem ve durumları gidermek ve yaptırıma bağlamak, ilgilileri izlemek ve denetlemek yetkilerini de kullanırlar[20]. BİO’ların idare hukuk anlamında bir anlamıyla ‘kolluk görevi’ yaptığı da ileri sürülmektedir[21].
Düzenleme yetkisi, genel ve soyut nitelikte normlar koyabilme yetkisi olarak tanımlanabilir. BİO’lara düzenleme yetkisi, görev alanlarını belirleyen kuruluş yasalarında verilmektedir. BİO’lar bu yetkiyi kuruluş yasalarına aykırı olmamak ve onların uygulanmasını göstermek üzere ve üst norma bağlı kalmak kaydıyla çeşitli düzenleyici işlemler (tebliğ, yönetmelik, genelge, bildiri gibi) yaparak kullanmaktadır[22].
Bu yetki, kamusal yaşamın hassas alanlarını kamu yararı ve kamu düzeni gereklerine uygun olarak yönlendirmeyi içerir[23]. BİO’lar pek çok alanda ilgili sektörün yapısal özelliklerine dayalı olarak düzenleme yetkisi kullanmaktadır[24].
Bu yetki, BİO’lara genellikle yasa ile açıkça tanınmaktadır. BİO’lar belirli bir sektörde denetim yaparken, sektörde ne olup bittiğini bilmek zorundadır[25]. Bu zorunluluk, bunların gereken durumlarda yönetimin, şirketlerin ve özel şahısların dosyalarına girip bilgi edinmelerine olanak vermektedir.
Yönetim, elindeki bilgi ve belgeleri “kamu düzeni”, “devlet sırrı” gibi gerekçelere dayanarak vermekten kaçınamaz. Bu yetkinin sınırları her BİO için farklı olmaktadır[26].
d.Yaptırım Uygulama Yetkisi
BİO’ların yaptırım uygulama yetkisi, bunların özgün niteliklerini en fazla ön plana çıkaran özellikleridir[27]. Pazar ekonomisi, iletişim gibi kamusal yaşamın duyarlı alanlarındaki eylemlerin birey özgürlükleri üzerindeki yoğun baskılarını gidermede bu kurumların etkin rol oynayabilmesi, yaptırım içeren bir güç kullanımını zorunlu kılmaktadır.
Bugün BİO’ların yaptırım yetkisi, bu yaptırımlara hedef olabilecek şahıslara garantiler verilmesi kaydıyla kabul edilmektedir[28]. Bu garantiler bir yandan yaptırımın ceza hukukundan birçok öğeyi alması, diğer yandan yargısal denetimin söz konusu olabilmesidir. Klasik cezai yaptırımlardan alınan ilkeler, cezaların şahsiliği, savunma hakkı, suç ve cezanın kanuniliği, suçun ceza ile orantılığı, gibi ilkelerdir[29].
BİO’lar bazen başvuru üzerine, bazen de kendiliğinden görüş bildirme yetkisi kullanır. Kamu veya özel kesiminde çeşitli kuruluşlar, BİO’lerın kendi etkinlik alanlarının uzman kuruluşları olması nedeniyle bunlardan görüş isteyebilmektedir. BİO’lerden görüş istenmesi, yukarıda belirtildiği gibi bunların psikolojik açıdan da bir “otorite” olarak algılanmalarıyla yakından ilgilidir[30]. BİO’ler kimi zaman da siyasi iktidara bir görüş ya da davranış biçimini benimsetmek üzere öneri niteliğinde görüş bildirebilmektedir[31].
Bağımsız idari otoriteler kendi aldıkları önlemleri, kesin otoriteye sahip kararlara dönüştürmesi için veya cezayı içeren yaptırımları uygulayabilmek için yargı organlarına başvurabilirler[32].
Öte yandan BİO yasaların suç saydığı bir durumla karşılaştıkları zaman savcılığa suç duyurusunda da bulunabilirler.
TÜRKİYE’DE BAĞIMSIZ İDARİ OTORİTELER
A.TÜRKİYE’NİN İDARİ YAPISINDA BAĞIMSIZ İDARİ OTORİTELER
Türkiye, dünya toplumlarındaki gelişmeler sonucu ortaya çıkan BİO tipi idari yapılanmanın etkisinden uzak kalamamıştır. 1980’li yıllarda alınan ekonomik karar ve uygulamalar, idari yapılanmaya da yeni bir açılım kazandırmıştır. Liberal ve dışa açık bir ekonomik yapı ve Avrupa Birliği’ne tam üyelik sürecinde atılan adımlarla birlikte, BİO’lere ilişkin olarak dış ülkelerde uzunca bir süredir gözlenen hareketlilik, BİO’ler ülkemize de yansımıştır.
BİO’ler, gündeme girdiğinden bu yana zaman zaman eleştirilere konu olmaktadır[33]. Türkiye’de BİO’lerin kamu yararını mı sağladığı, yoksa zaman ve para kaybına yol açan paravan kuruluşlar mı olduğu tartışılmaktadır. Aynı zamanda, BİO’lere ekonomi politikalarıyla ilgili olarak da çeşitli eleştiriler yöneltilmektedir. Bunların, ekonomi yönetimi açısından bütüncül yapıyı bozacağı endişesi duyulmaktadır. Planlamanın ve DPT’nin sistem dışına itildiği süreçte kurul yapılarıyla ekonomide makro düzeyde ve kalkınmaya dönük bütüncül politikaların yürütülemeyeceği savunulmaktadır[34].
Bununla birlikte BİO’lara yönelik eleştiriler, esas olarak bunların idari yapı içindeki konumlarının tespitine odaklanmaktadır. Bu bölümde idare sistemimizin esasları hakkında bilgi verilerek, BİO’ların idari yapı içindeki yerini belirlemeye çalışılacaktır.
Türk İdare sisteminde kamu yönetimine uygulanan, “kamu yönetimi hukuku” denilen bir hukuk dalı ve “yönetsel yargı” denilen ayrı bir yargı düzeni vardır. Kamu yönetimi tek yanlı olarak bağlayıcı kararlar alabilir; aldığı bu kararları icrai niteliğe büründürebilir.
İdari teşkilatlanmaya egemen olan temel ilkeler, 1982 Anayasasının 123. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre “İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir. İdarenin kuruluş ve görevleri merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır. Kamu tüzel kişiliği, ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulur.”
Merkezden ve yerinden yönetim ilkeleri idarenin gerek yapısal, gerek işlevsel yönlerini belirleyen temel Anayasal ilkelerdir. Merkezden yönetim, kamu hizmetlerinin yalnız bir merkezden idare edilmesidir. Anayasanın merkezi idareyi düzenleyen 126. maddesinde merkezi idarenin taşra teşkilatının illerden ve diğer aşamalı bölümlerden oluşacağı ve illerin idaresinin yetki genişliği esasına dayanacağı ifade edilmektedir.
Yerinden yönetim, topluma sunulacak bazı idari hizmetlerin merkezi idare teşkilatı içinde yer almayan ve merkezi idare hiyerarşisine dahil olmayan kamu tüzel kişileri tarafından yürütülmesidir[35]. Bu husus 1982 Anayasası’nın 127. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenmiştir: “Mahalli idareler il, belediye veya köy halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere, kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları gene kanunla gösterilen seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişileridir.”
Hizmet yerinden yönetim ise teknik bir bilgi ve uzmanlığı gerektiren kamu hizmetlerinin, merkezi idare teşkilatı dışında oluşturulan kamu tüzel kişileri tarafından yürütülmesidir. Hizmet yerinden yönetim kuruluşlarının organları seçmenlerin iradesi ile belirlenmez.
Kamu kurumlarının birbirinden çok farklı nedenlerle ve etkenlerle doğması, devletin ekonomik ve sanayi alanlarına el atmasından dolayı, önce devlet kurumlarının belirlenmiş olması gerçeği ve özellikle mesleksel kuruluşlar alanında sayıları ve biçimleri artan kuruluşlarla, ekonomik ve sanayi alanlarda devlet tarafından kurulmuş ve kurulmakta olan tüzel kişilerin yapıları, nitelikleri, yetki ve etkinlikleri geçmişte birçok tartışmalara neden olmuştur[36].
Merkezi idare ile yerinden yönetim kuruluşları arasındaki bütünlük idari vesayet yoluyla sağlanmaktadır. İdari vesayet, merkezi idarenin yerinden yönetim kuruluşlarının işlem ve eylemlerini denetlemesi ve bunları bozabilme yetkisi olarak tanımlanabilir. İdari vesayet yoluyla kamu hizmetlerinin tüm ülke düzeyinde uyumlu bir şekilde yürütülmesi amaçlanmaktadır[37]. Anayasanın 127. maddesinin 5. fıkrası, merkezi idarenin yerel yönetimler üzerinde sahip olduğu vesayet yetkisini düzenlemektedir: “Merkezi idare, mahalli idareler üzerinde, mahalli hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplum yararının korunması ve mahalli ihtiyaçların gereği gibi karşılanması amacıyla, kanunda belirtilen esas ve usuller çerçevesinde idari vesayet yetkisine sahiptir”.
Türk idare hukuku sisteminde BİO’ların yer alıp alamayacağı konusu son zamanlarda önemli tartışma konularından birini oluşturmaktadır. Bir grup yazar, BİO’lerin 1982 Anayasasının sistemin bugünkü haliyle hukuk sistemimizde yer almasının mümkün olmadığını savunmaktadır[38]. Bu yazarların dışında BİO’lerin hizmet yerinden yönetim kuruluşları olarak değerlendirilmesi gerektiğini ileri süren görüşler olduğu gibi, yerel yönetimler ve hizmet yerinden yönetim kuruluşları yanında üçüncü bir yerinden yönetim kategorisi oluşturduğunu kabul edenler de bulunmaktadır[39]. Diğer bir grup yazar ise BİO’lerin varlığını kabul etmektedir[40].
Bu kurumlara yönelik en önemli eleştiri, bunların siyasi iktidar tarafından denetlenememesi ve bağlantılı olarak bunlar üzerinde tipik vesayet ve hiyerarşi denetimi yetkilerinin bulunmaması sonucu idarenin bütünlüğü ilkesinin yara alacağı eleştirisidir[41]. Parlâmenter sistemde, atanmışların seçilmişler tarafından denetlenmesi bu sistemin temel taşıdır. Hükümetin bazı idari faaliyetlere ilişkin olarak yasama önünde siyasi sorumluluğunun bulunmamasının, modern demokratik sistem açısından sorun teşkil edeceği iddia edilmektedir[42].
BİO olarak nitelendirilen kuruluşları hizmet yerinden yönetim kuruluşları olarak kabul edenler, bunların tüzel kişiliğe sahip olduğuna, görev alanlarıyla ilgili kararları kendilerinin aldığına ve ayrı bir malvarlığına, personele ve bütçeye sahip olduğuna dikkat çekmektedir[43].
Hizmet yerinden yönetim kuruluşları ile BİO’ler teknik uzmanlaşma gerektiren bir alanda tüzel kişiliğe ve idari özerkliğe sahip olmaları yönünden benzerlik göstermektedir. Ancak BİO’ler, hizmet yerinden yönetim kuruluşları ile aynı kategoride değerlendirilemez[44]. Bunlar arasında, özerkliğin derecesi ve işlevlerinin niteliği açılarından önemli farklar vardır. Hizmet yerinden yönetim kuruluşları belli bir faaliyetin yerine getirilmesini bizzat üstlenirken, BİO’ler belli bir
faaliyete ilişkin olarak bizzat üstlenme yerine, o alanı düzenleme ve denetleme işlevini yerine getirirler. Bu anlamda işlevleri hizmet yerinden yönetim kuruluşlarına göre daha geniştir. İkinci farklılık ise hizmet yerinden yönetim kuruluşlarının kararları üzerinde merkezi yönetimin bazı yetkileri söz konusu iken, BİO’ların kararlarının idarenin hiçbir doğrudan denetimine tabi olmamasıdır[45]. En önemli fark ise bu kurumları birbirinden gerçek anlamda ayıran, organlarının bağımsızlık derecesidir. BİO’lerin üyeleri belli bir süre için seçilir ve bu süre boyunca görevlerine siyasi iktidar tarafından son verilemez. Hizmet yerinden yönetim kuruluşlarının karar organlarının görevden alınmalarında ise siyasi iktidarın geniş bir takdir yetkisi söz konusudur[46]
BİO’lerin yerel yönetim kuruluşları olarak da değerlendirilemeyeceği açıktır. Her iki yerinden yönetim kategorisine de dahil edilemeyen BİO’ler, Anayasanın 123. madde hükmü karşısında, merkezi ve yerel yönetimin dışında üçüncü bir idari yapılanma olarak da kabul edilemeyecektir. BİO’lerin yerel yönetimler ve hizmet yerinden yönetim kuruluşları yanında üçüncü bir yerinden yönetim türü olarak kabul edilmesi en uygun çözüm olarak görünmektedir. Bu noktada idarenin bütünlüğü ilkesi gereğince bunların merkezi idareyle ne şekilde ilişkilendirilecekleri konusu önem kazanmaktadır. BİO’lerin kuruluş kanunlarında ya “ilgili” ya da “ilişkili” bakanlık tespit edilerek, merkezi idareyle bağları kurulmuş olmaktadır. Anayasada vesayet yetkisi yerel yönetimler için öngörülmüş olduğundan, BİO’lerin kararları üzerinde ilgili ya da ilişkili bakanlığın vesayet yetkisine sahip olmaması hususu Anayasaya aykırılık teşkil etmeyecektir.
Anayasa bazı kamu kurumlarına yer vermekle beraber, bunun dışında kamu kurumları oluşturabilmek için genel yetki niteliğinde, kamu tüzel kişiliğinin yasa ile veya yasanın açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulabileceğini ( Any. 123 md.) öngörmüştür. Devlet organları arasındaki görev ve yetki düzenini değiştirmedikçe, BİO’lerin yasa ile kurulmasına bir engel yoktur[47].
BİO’lerin Anayasal düzenleme konusu yapılmamış olmasının, bunların varlığına ve yetkilerine gölge düşürmeyeceği ve Anayasal düzenleme konusu yapılmış olmalarının bunlara ayrı bir güç katacağı kabul edilmektedir. Anayasal düzenleme konusu yapılıp yapılmamanın, kamu tüzel kişileri arasında bir hiyerarşi oluşturacağını kabul etmek mümkün değildir[48].
Ayrıca, BİO’lerin isimleri konusunda belirsizlikler bulunmaktadır. BİO’leri nitelendirmek için mevzuatta bir isimlendirmeye gidilmemiştir. BİO’leri nitelendirmek amacıyla bunların denetimlerini düzenleyen 4743 sayılı Kanun’da “özel kanunlarla kurulmuş kamu tüzel kişiliğini ve idari ve malî özerkliği haiz kurul, üst kurul ve bunlara bağlı kurumlar” (7. md.) ve 2002 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve izlenmesine Dair Karar’da “özel kanunlarla kurulmuş Kamu tüzel kişiliğini, idari ve malî özerkliği haiz düzenleyici ve denetleyici kurumlar” ( 13. md ve 27/k), 2002/46 sayılı Başbakanlık Genelgesinde ise “kanunlarla ve kanunların verdiği yetkiye dayanılarak kurulmuş bulunan kurum ve kurul başkanlıkları” ibareleri kullanılmaktadır.
Denetim ile ilgili mevzuatta “idari ve mali özerklikleri”, yıllık programlarda “düzenleyici ve gözetici işlevleri”, kurumlar arası yazışmalarda koordinasyonu sağlamaya yönelik Başbakanlık Genelgesi’nde de “statüleri” öne çıkarılmaktadır. Ancak, nihayetinde BİO’ler ortak bir şekilde isimlendirilememektedir. Uygulamada, üst kurullar olarak nitelenen BİO’leri idare hukukçularının Fransızca çevirisi şeklinde bağımsız idari otorite (Les Autorites Administratives Independantes) veya bağımsız idari kurum ya da özerk kurumlar olarak isimlendirildiği gözlemlenmektedir[49].
BİO’lerin denetimi konusunda 31.1.2002 tarihli 4743 sayılı Kanun bulunmaktadır[50]. Söz konusu Kanuna (m. 7/1) göre, “Özel kanunla kurulmuş kamu tüzel kişiliğini ve idari ve mali özerkliği haiz kurul, üst kurul ve bunlara bağlı kurumların yıllık hesapları Başbakanlık tarafından belirlenen Başbakanlık müfettişi, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu denetçisi ve Maliye müfettişinden oluşan bir komisyon tarafından denetlenir.”
BİO’lerin faaliyetlerinin uygunluk denetiminin de yargıya başvurmak suretiyle yapılacağının kabulü gerekmektedir.
Ülkemiz uygulanmasında BİO olarak tanımlanan kurumların varlığı ya da var olan kurumların BİO olarak tanımlanıp tanımlanmayacağı tartışmalı bulunmaktadır. Bir idari organın BİO olarak kabul edilmesi için şu dört ölçüte bakılacaktır. Bunlar:
1) Tek yanlı idari işlem niteliğinde tedbirler alma yetkisinin bulunması,
2) Mevcut bir kamu tüzel kişiliğinin bünyesinde kurulması ve bağımsız
kişiliklerin olmaması gerekir,
3) Herhangi bir yerden etkilenmeden bağımsız karar alabilmesi,
4) İçinde yer aldığı kamu tüzel kişiliğinin hiyerarşik denetimine tabi olmaması
gerekmektedir.
BİO’ler genel olarak iki ana grupta toplanmaktadır. Birinci grup, kamusal yaşamın duyarlı sektörleri denilen alanlarda düzenleme ve denetim işlevi yerine getirmektedir ki, bunların tipik örnekleri RTÜK, SPK ve Rekabet Kurumudur[51]. Bağımsız idari otoritelerin ikinci grubuna ise, önceleri kamusal tekel biçiminde yürütülen kamu hizmetlerinin rekabete açılıp, özel girişimin de bu alanlara girişi sağlandıktan sonra, kamusal işleticilerle özel işleticilerin birlikte faaliyette bulundukları bu alanları düzenleme işlevini yerine getirmek üzere oluşturulmuş düzenleyici otoriteler girmektedir[52].
Düzenleme, denetleme ve yaptırım yetkilerine sahip bağımsız idari otoriteler şunlardır:
Rekabet Kurumu ( 4054 sayılı Kanun )
Sermaye Piyasası Kurulu ( 2499 sayılı Kanun )
Bankacılık Düzen. ve Denet. Kur. ( 4389 sayılı Kanun )
Radyo Televizyon Üst Kurumu ( 3984 sayılı Kanun )
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu ( 4628 sayılı Kanun )
Telekomünikasyon Kurumu ( 4502-2813 sayılı Kanun )
Şeker Kurumu ( 4634 sayılı Kanun )
Kamu İhale Kurumu ( 4734 sayılı Kanun )
Tütün Piyasası Kurumu ( 4733 sayılı Kanun )
III. BÖLÜM
SERMAYE PİYASASI KURULU’NUN KURULUŞU
VE HUKUKSAL ÖZELLİKLERİ
Ekonomik faaliyetlerin toplum yaşamındaki önemi devleti ekonomik hayatı kontrol altında tutmaya mecbur bırakmıştır. Devlet kamusal düzen açısından önem taşıması nedeniyle ekonomiyi kontrol altında tutmak düzenlemek ve gözetlemek zorundadır. Devletin bu görevinin sermaye piyasalarına ilişkin kısmını yerine getirmek için, 28.07.1981 tarih ve 2499 sayılı yasa ile Sermaye Piyasası Kurulu kurulmuştur[53].
Sermaye Piyasası Kurulu, 1981 yılında kurulmuştur. Yetkilerini kendi sorumluluğu altında bağımsız olarak kullanan, idari ve mali özerkliğe sahip düzenleyici bir kamu kurumudur. Merkezi Ankara’da bulunmakla birlikte Kurul’un İstanbul’da da bir temsilciliği bulunmaktadır.
30.7.1981 tarih ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu, 1986, 1988, 1992 ve 1999 yıllarında yapılan düzenlemelerle değişikliklere uğramıştır(1995 yılında yapılan değişiklik, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir).
Sermaye Piyasası Kurulun amacını SerPK 1. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre “Bu kanunun konusu, tasarrufların menkul kıymetlere yatırılarak halkın iktisadi kalkınmaya etkin ve yaygın bir şekilde katılmasını sağlamak amacıyla; sermaye piyasasının güven, açıklık ve kararlılık içinde çalışmasını, tasarruf sahiplerinin hak ve yararlarının korunmasını düzenlemek ve denetlemektir.”
Kurul’un temel amaçlarını sıralarsak;
Kurul bu hedeflere Kanun, yönetmelik, tebliğlerle ve düzenlemeler yaparak, piyasaların gözetim ve denetimini sağlayarak ulaşmaya çalışmaktadır.
1.Genel Olarak
Sermaye Piyasası Kanunu’nun konusunu, tasarruf sahiplerinin hak ve yararlarının korunması oluşturmaktadır. Kanun bir yandan getirdiği çeşitli tedbir ve hükümlerle sermaye piyasasının güven, açıklık ve kararlılık içinde çalışmasını sağlamakta; diğer yandan da piyasaya yönelenlerin, en geniş anlamda sermaye piyasası ile ilgili olanların menfaatlerini gözetmekte ve korumaktadır.
Sermaye piyasasında doğruluk iki temel etkene dayanmaktadır. Bunlar, halka arzına izin verilen menkul kıymetlere ilişkin bilgilendirici malzemenin yatırımcılara tam, doğru ve zamanında açıklanması ve menkul kıymetlerin satışında hileli, sahte iş ve eylemlerin yasaklanması ve önlenmesidir[54]. Mali sektörde açıklık, güven ve dürüstlüğü sağlamaya yönelik denetim mekanizması, ilkelerin ekonomik ve hukuksal yapısına göre oluşturulmaktadır.
Bireysel ve kurumsal düzeydeki tasarrufların menkul değerlere yatırılarak, iktisadi kalkınmaya etkin ve yaygın bir şekilde katılmasını sağlamayı amaçlayan düzenlemeler, devletin ekonomik kamu düzenini güvencelere devrinden kaynaklanan yükümlüğünün yerine getirmesi olarak anlaşılmaktadır. Bu nedenle sermaye piyasasında en önemli güvence olarak SPK’na özerk yapılı, bağımsız ve tarafsız bir kimlik verme zorunluluğu, kamu düzeni ve kamu yararının doğal bir gereği olarak ortaya çıkmaktadır[55].
2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 17. maddesine göre SPK, kamu tüzel kişiliğini haizdir. Kanunda açıkça belirtilmiş olmakla birlikte, kamu tüzel kişiliğinin ölçütlerinden olan “mal ve gelirlerin statüsü” ile “personelin statüsü” açısından bakıldığında da kurulun kamu tüzel kişiliğine sahip olduğu söylenebilecektir. İdari ve mali özerkliğe sahip olan Kurul, yetkilerini kendi sorumluluğu altında bağımsız olarak kullanır.
Kurulun ilgili olduğu Bakanlık, Başbakan tarafından görevlendirilen devlet bakanlığıdır( SerPK 3/j md.). İlgili bakan, kurulun yıllık hesapları ile harcamalarına ilişkin işlemlerini denetlemeye ve denetleme sonuçlarıyla ilgili gerekli tedbirleri almaya yetkilidir. Bu kapsamda denetim sonuçları ile bunlara ilişkin işlemleri ve alınan tedbirleri gösterir bir rapor, kurulun yıllık faaliyet raporu ile birlikte, ilgili bakan tarafından Bakanlar Kurulu’na sunulur. Bu raporlar üzerine Bakanlar Kurulu’nun bilgi edinmenin ötesinde ne gibi yetkilerinin olduğu Sermaye Piyasası Kanununda anlaşılamamaktadır. Ancak Bakanlar Kurulu’na SPK üzerinde bir tür vesayet yetkisi tanındığını söylemek mümkün değildir[56]. 2499 sayılı Kanun’daki düzenleme bu nitelikte kabul edilemez[57]. Bunun bir tür bilgi edinme olduğu anlaşılmaktadır[58]. Bu yetki, faaliyetlerin genel olarak değerlendirilmesi ve sonuçları hakkında çıkarımda bulunmaya yönelik olarak algılandığı takdirde, ilişkili de olsa kurumun bağımsız iş görmesini sağlayacaktır[59].
SPK, devlet bakanınca önerilecek dört adaydan iki, Maliye, Sanayi ve Ticaret Bakanlıkları ile BDDK, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ve Türkiye Sermaye Piyasası Aracı Kuruluşları Birliği’nin önereceği ikişer aday arasından birer kişi olmak üzere Bakanlar Kurulu’nca atanacak yedi üyeden oluşmaktadır(SerPK 8. md.). BİO’lerin karar organlarının “çok üyeli” olmasının bağımsızlığı sağlamlaştıran bir etken olduğu ve nicel çokluğun dış etkilere karşı korunmada yararlı olabileceği belirtilmektedir[60].
Kurul üyelerinin görev süresi dolmadan görevlerine son verilemez. Ancak atanmaları için gerekli şartları kaybettikleri veya durumlarının üyeler için yasaklamalar öngören SerPK 20. maddeye aykırı düştüğü tespit edilen ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlardan dolayı haklarında verilen mahkumiyet kararı kesinleşen üyeler, süreleri dolmadan başbakanın onayı ile görevden alınabilirler(SerPK 19. md.).
1999 yılında kanunda yapılan değişiklikten önceki düzenlemeye göre kurul üyeleri, kanunla verilen görevlerin yerine getirilmesinde kusur ve ihmalleri sabit olduğu takdirde süreleri dolmadan Bakanlar Kurulu’nca görevden alınabiliyordu. Yeni düzenlemenin, eskisine oranla oldukça güvence sağlayıcı olduğu görülmektedir.
2499 sayılı Kanun’un 17. maddesine göre yetkilerini kendi sorumluluğu altında bağımsız olarak kullanan SPK, idari ve mali özerkliğe sahiptir[61].
Mali özerkliği olan Kurul’un, bütün giderleri özel bir fondan karşılanmaktadır. Menkul kıymet ihraççıları (şirketler, yatırım fonları, yatırım ortaklıkları) bu fona ihraç ettikleri menkul kıymetlerin binde ikisi tutarında ücret öderler. Fon gelirleri Kurul giderlerini karşılayamayacak durumda ise açık, Bütçeden alınan yardımla kapatılır[62]. Fonun gelir kaynakları, özerkliği güçlendirici yapıdadır.
Kurul, genel bütçeye tabi olmayıp, özerk bütçesi vardır. Çünkü gelirlerini kendi sunduğu hizmet karşılığında ve diğer faaliyetlerden elde ettiği gelirlerden oluşmaktadır[63]. Bütçesinin hazırlanması ve kabulünde merkezi idarenin herhangi bir etkisi yoktur. Kurulun mali özerkliğinin sağlanmasını sağlayan bir diğer husus ise, mali kanunlara tabi olmamasıdır[64].
Kurul personelinin statüsü SerPK 26. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre kurul hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, kurulca devamlı görev yapmak üzere atanan memurlar eliyle yürütülür. Bu da kurumun özerkliğini göstermektedir.
Örgütlenme yapısı tipik bir BİO biçiminde öngörülmüş olan SPK’nun düzenleme, denetleme, yaptırım uygulama yetkileriyle bir BİO’den beklenen işlevsel özellikleri taşıdığı ve özerklikle ilgili birtakım eksikliklerle birlikte giderek özerkleşme derecesini artırdığını söylemek mümkündür[65]. SPK’nun bir BİO olarak nitelendirilemeyeceği yönündeki görüşler de kurulun bağımsızlık koşulunu tam olarak yerine getiremediğini vurgulamaktadır. Ancak belirtmek gerekir ki bu değerlendirmeler kurulun bağımsızlık güvencelerini artıran 1999 yılındaki kanun değişikliğinden öncesine ilişkindir.
“İlgili” bir bakanlıkla bağının bulunması, kurulun BİO olarak tanımlanmasına engel değildir. Yönetsel örgütlenme modeli içinde merkezle ilişkilendirilmiş bir çok kamu kurumu bulunmaktadır. “İlgili” olma statüsü, daha çok idarenin bütünlüğünü sağlamaya yönelik bir önlemdir; yönetsel örgütün bir bütünlük içinde hareket etmesi ve aynı amaca yönelmiş farklı işlevlerin uyumlaştırılması söz konusudur. Burada aslolan kurulun gerçek anlamda özerkliğidir. İlgili bakanın, kurulun yıllık hesapları ile harcamalarına ilişkin işlemlerini denetletme ve denetleme sonuçlarıyla ilgili gerekli tedbirleri alma yetkisini bir vesayet yetkisi olarak kabul etmek mümkün değildir.
Ayrıca, Kurul’un bütün giderlerinin, emrinde kurulacak özel bir fondan karşılanması, mali özerklik açısından önemli bir göstergedir. Kurul üyeleri ve kurul personelinin maaşlarının siyasi iktidar tarafından belirlenmesi hususunu, kamu personel rejimimizin genel yapısının bu yönde oluşması çerçevesinde değerlendirmek gerekir[66].
Doktrinde Ulusoy’a göre, bağımsızlık şartını tam olarak yerine getirmeyen SPK, “bağımsız idari kurum benzeri” bir kurumdur[67]. Yıldırım ise, SPK’nın yapılacak yasal düzenlemelerle bağımsız bir kuruluş olmaya en yakın kuruluşlardan biri olduğunu belirterek, kurulu “bakanlık dışı ileri derecede özerk kuruluş” olarak değerlendirmiştir[68]. Yasin ise, SPK’unu hizmet bakımından yerinden yönetim kuruluşu olarak nitelendirmektedir[69]. Danıştay ise bir kararında, “kanunun kendisine verdiği görev ve yetkiler çerçevesinde idari işlemler tesis etmeye yetkili kâmu tüzel kişisidir” olduğuna karar vermiştir[70].
SPK’nu bir BİO olarak nitelendirmeyen görüşler, Kurul’un işlevsel değil, yapısal özellikler açısından BİO olmanın koşullarını yerine getirmediğini savunmaktadır. 1999 yılında kanunda yapılan değişiklikle Kurul’un bağımsızlık güvenceleriyle çelişen hükümler büyük ölçüde giderilmiş ve yapısal açıdan da BİO olma niteliği güçlendirilmiştir. Değişiklikten önce Sermaye Piyasası Kanunun 19. maddesine göre “ Kanunla verilen görevlerin yerine getirilmesinde kusur ve ihmalleri sabit” olan kurul üyelerinin, süreleri dolmadan Bakanlar Kurulu’nca görevden alınabilmesi söz konusuydu. Yapılan değişiklikle BİO’lerin bağımsızlık statülerini belirlemede çok önemli bir ölçüt olan üyelerin görevden alınma koşulları, idarenin takdiri yerine yargı kararına bağlanmıştır. Ayrıca değişiklikten önce kanunda “Maliye Bakanlığı’nın kurulun yıllık hesapları ile her türlü işlemlerini denetlemeye ve gerekli gördüğü tedbirleri almaya yetkili olduğu” hükmü yer alırken, bugünkü düzenleme “İlgili bakan, kurulun yıllık hesapları ile harcamalarına ilişkin işlemlerini denetletir, denetleme sonuçlarıyla ilgili gerekli tedbirleri alır” şeklindedir. 1999 yılında kanunun değişik hükümlerinde yapılan düzenlemelerle işlevsel açıdan da BİO olma niteliği güçlendirilmiştir.
Bu değerlendirmeler sonucunda, Kurul’un BİO’lerin en önemli niteliklerinden olan bağımsızlık niteliğini haiz olduğu; kamusal yaşamın duyarlı bir alanında faaliyet gösterdiği; icrai nitelikte kararlar aldığı; işlevsel açıdan da tasarruf sahiplerini koruyucu düzenlemeleri yapmak, gerekli organizasyon ve denetimleri gerçekleştirmek şeklinde çok geniş bir yelpaze içinde devlet yetkilerini kullanma gücü ile donatıldığı görülmektedir[71]. Dolayısıyla SPK bir BİO olarak nitelendirilebilecektir.
SERMAYE PİYASASI KURULUNUN TEŞKİLAT YAPISI
Kurulun teşkilât yapısı büyük ölçüde ABD örneği esas alınarak düzenlenmiştir[72].
Sermaye Piyasası Kurulu, Kurul başkanı ve üyeleri ile başkana bağlı olarak Kurul faaliyetlerini yürüten teşkilattan oluşur. Kurul çalışmaları Kurul başkanına bağlı başkan yardımcılıkları altında çalışan hizmet birimleri tarafından hazırlanmaktadır.
Teşkilatın en üst kademesinde Kurul karar organı yer almaktadır. Karar organın altında Başkanlık ve Başkanlığa bağlı idari hizmet birimler yer almaktadır.
SPK’unun karar organı, biri başkan biri de ikinci başkan olmak üzere yedi üyeden oluşur.
Kurul Üyeleri’nin,
Toplam yedi üyeden dört tanesinin atanmasında hükümetin yetkili olması, onun kurul üzerindeki etkisini göstermektedir[73]. Kurul’un gerçek anlamda bağımsızlığının sağlanması için, Kurul üyelerinin sermaye piyasası alanında faaliyet gösteren kuruluşlarca seçilmesi usulü getirilmesi gerekmektedir[74].
Bakanlar Kurulu, adaylardan birini başkan olarak atar. Kurul, Başkanın teklifi ile üyelerden birini ikinci başkan olarak seçer. Kurul başkan ve üyeleri resmi ve özel başka hiç bir görev alamazlar.
Kurul başkanı ve üyelerinin görev süreleri altı yıldır. Süresi bitenlerin tekrar atanmaları mümkündür. Başkan dışındaki üyelerin üçte biri iki yılda bir yenilenir.
Başkanın görev ve yetkileri SPK Yönetmenliğinin 26. maddesinde düzenlenmiştir. Bu hükme göre başkan, SPK’nun en üst amiri olup, Kurulun genel yönetim ve temsilinden sorumludur.
Kurul hizmetlerinin gerektiği asli ve sürekli görevleri yerine getirmek için çeşitli statülerde personel çalıştırabilir. Kurul’da uzman meslek personeli ve kariyer dışı ihtisas personeli çalıştırılabilir. Kurula atanacak personelde aranan koşullar SPK Personel Yönetmenliğinin 11. Ve 12. maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre:
Kurulun faaliyetlerini yürütmek amacıyla hizmet birimleri oluşturulmuştur. Hizmet birimleri daire başkanlıkları şeklinde örgütlenmiştir.
Denetleme Dairesi, Sermaye Piyasası Kanunu’na tabi olan anonim ortaklıklar ile yardımcı kuruluşların ve diğer sermaye piyasası kurum ve kuruluşlarının işlem ve hesaplarının Sermaye Piyasası Kanunu ve bu Kanun uyarınca çıkarılmış yönetmelik, tebliğ ve diğer mevzuat uyarınca Kurul adına incelenmesi ve denetlenmesi ile görevlidir[75].
Denetleme Dairesi, yönetim ve hizmet bakımından Daire Başkanı’na bağlı olarak çalışan bir daire başkan yardımcısı ile Ortaklıklar Denetleme Grubu, Borsa ve Borsa Dışı Piyasalar Denetleme Grubu, Sermaye Piyasası Kurumları Denetleme Grubu başkanlıkları ve kalem müdürlüğünden oluşur.
Denetleme Dairesinde görevlendirilen sermaye piyasası başuzman, uzman ve uzman yardımcıları SerPK’nun 45. maddesinde belirtilen Kurul denetçisi statüsündedirler.
Ortaklıklar Finansman Dairesi, Sermaye Piyasası Kanunu’na tabi ortaklıkların menkul kıymetlerinin halka arz ve ihracına ilişkin işlemlerin düzenlenmesi ve izin verilmesi; kamuyu aydınlatma ilkelerinin saptanması ve bu ilkeler çerçevesinde ortaklıkların kamuya açıkladıkları bilgilerin kontrolü ve izlenmesi; izin sonrası mali tablo ve raporların izlenmesi ve gözden geçirilmesi; ortaklıkların muhasebe, kayıt ve belge düzeni ile ihraç edebilecekleri yeni menkul kıymet türleri ile ilgili düzenlemelerin yapılması; mevcut hisse senetlerini halka arz edecek gerçek ve tüzel kişilerin ihraç ve halka arz süresine ilişkin işlemlerin düzenlenmesi, Sermaye Piyasası Kanunu’na tabi ortaklıkların mali yapısını, faaliyet sonucunu veya tasarruf sahiplerinin kararlarını, hak ve yararlarını etkileyebilecek olaylara ilişkin bilgilerin piyasaya iletilmesinin sağlanması için gerekli düzenlemelerin yapılması ve izlenmesi; menkul kıymet stoklarının izlenmesi; izin kayıt süreci ile ilgili sektörel mali ve ekonomik standartlarla muhasebe standartlarının tespiti ve geliştirilmesi; küçük ortaklıklarla ilgili özel mali tablo, rapor, kamuyu aydınlatma ve izin standartlarının tespiti, düzenlenmesi ve geliştirilmesi ile görevlidir[76].
Ortaklıklar Finansmanı Dairesi, yönetim ve hizmet bakımından Daire Başkanı’na bağlı olarak çalışan bir daire başkan yardımcısı ile İnceleme Grubu, Kamuyu Aydınlatma ve Menkul Kıymetler Düzenleme Grubu, İzleme Grubu başkanlıkları ve kalem müdürlüğünden oluşur.
Aracılık Faaliyetleri Dairesi, sermaye piyasalarında aracılık faaliyetlerini ifa eden veya edebilecek kurum ve kuruluşların mevzuata uygun kuruluş ve faaliyetlerine izin vermek; kuruluş ve faaliyet ilkeleri ile ilgili gereken düzenlemeleri yapmak; aracı kuruluşların sermaye yeterliliği ve risk kontrolüne ilişkin standartlar geliştirmek ve bu çerçevede gereken gözetim sistemini kurmak ve izlemek; aracılık faaliyetlerinde bulunan kurum ve kuruluşlar ile ihraçcı ortaklık ve yatırımcılar arasındaki ilişkileri, karşılıklı hak ve yararları koruyucu yönde, düzenlemek ile görevlidir[77].
Aracılık Faaliyetleri Dairesi, yönetim ve hizmet bakımından Daire Başkanına bağlı olarak çalışan bir daire başkan yardımcısı ve Aracı Kuruluşlar İnceleme Grubu, Aracılık Faaliyetleri ve Tasarruf Sahibi İlişkileri Düzenleme Grubu, Aracı Kuruluşlar Gözetim Grubu başkanlıkları ile kalem müdürlüğünden oluşur.
Kurumsal Yatırımcılar Dairesi, kollektif yatırım kurumlarının kuruluş ve faaliyet ilkelerini düzenlemek ve izin vermek; bu alanda yeni menkul kıymet ve kurumların geliştirilmesi ile ilgili çalışma ve düzenlemeler yapmak, öneriler hazırlamak; bu kurumların portföylerini yönetecek ortaklıkların kuruluş ve faaliyet izinlerine ilişkin düzenlemeler yapmak ve izin vermek; kollektif yatırım kurumlarının ihraç edecekleri mali araçların halka arzına izin vermek; kollektif yatırım kurumları ile yönetim şirketlerinin faaliyetlerine ilişkin mali tablo ve rapor standartları ile kamuyu aydınlatma ilkelerini belirlemek, düzenlemek ve izlemek ile görevlidir[78].
Kurumsal Yatırımcılar Dairesi, yönetim ve hizmet bakımından Daire Başkanına bağlı olarak çalışan bir daire başkan yardımcısı ve Kamuyu Aydınlatma ve İnceleme Grubu, Gözetim Grubu, Düzenleme ve Menkul Kıymetleştirme Grubu başkanlıkları ile kalem müdürlüğünden oluşur.
Araştırma Dairesi, Kurul Karar Organı veya Kurul Başkanlığınca istenen veya Kurul’un yetki alanına giren konularda ekonomik araştırmalar yapmak; ekonomik gelişmeleri değerlendirerek Kurul birimlerine bilgi sunmak; Kurul faaliyet alanı ile ilgili konularda çalışan yurtdışı kurum ve kuruluşlarla ilişkileri yürütmek; mali piyasalardaki gelişmeleri izleyip bu konularda araştırmalar yaparak strateji ve karar oluşum sürecine yardımcı olmak; yapılan veya yapılacak düzenlemelerin olası etkilerini değerlendirmek ve geleceğe yönelik önerilerde bulunmak amacıyla simülasyon çalışmaları yapmak; Kurul içi ve Kurul dışı eğitim çalışmalarını planlamak ve yürütmek ile görevlidir[79].
Araştırma Dairesi, yönetim ve hizmet bakımından Daire Başkanına bağlı olarak çalışan bir daire başkan yardımcısı ile İktisadi Analiz Grubu, Planlama ve Strateji Tespiti Grubu, Yurtdışı İlişkileri Yürütme Grubu başkanlıkları ile eğitim müdürlüğü ve kalem müdürlüğünden oluşur.
Muhasebe Standartları Dairesi, Sermaye Piyasası Kanunu’na tabi ortaklıklar ile sermaye piyasası kurum ve kuruluşlarının mali tablo ve raporları ile ilgili genel ve özel nitelikte muhasebe standartlarının tesbitine yönelik olarak ilgili dairelerle koordinasyonu sağlamak ve bu yönde çalışmalar yapmak; muhasebe standartları ile ilgili ihtiyaç tesbiti ve düzenleme yapmak; uluslararası standartlara uyum ve vergi ve muhasebe amaçlarının ayrımlanması çalışmalarını yürütmek; muhasebe uygulamalarını izlemek ve bu konuda uygulama birliğini sağlayacak öneriler hazırlamak; muhasebe ve denetim ile ilgili yurt içi ve yurt dışı kurumlarla işbirliğini sağlamak, bağımsız denetim kuruluşlarının kuruluş ve faaliyetlerine izin vermek, bu faaliyetleri izlemek; bu kurumlarla işbirliği içinde yeni muhasebe ve denetim standartlarının düzenlenmesi çalışmalarını yürütmek ile görevlidir[80].
Muhasebe Standartları Dairesi, yönetim ve hizmet bakımından Daire Başkanına bağlı bir daire başkan yardımcısı ve Muhasebe ve Denetim Standartları Düzenleme ve Koordinasyon Grubu, Bağımsız Denetleme Kuruluşları İzin ve İzleme Grubu başkanlıkları ve kalem müdürlüğünden oluşur.
Piyasa Gözetim ve Düzenleme Dairesi, ikinci el piyasaların mevzuata uygun biçimde düzenli ve güvenli çalışmasını temin etmek için piyasaları izlemek ve gözetimini yapmak; yatırımcının kolaylıkla, en az maliyet ve güvenle piyasalarda işlem yapmasını sağlamak için gereken tedbirleri almak ve düzenlemeler yapmak; her tür menkul kıymet için ulusal bir piyasanın ve borsa dışı organize piyasaların oluşmasını sağlayıcı tedbirler almak; yeni borsaların açılması ile ilgili önerilerde bulunmak ve izlemek; uluslararası menkul kıymet piyasaları ile eşgüdümü temin etmek ; takas ve saklama işlemleri ile ilgili düzenlemeler yapmak ve izlemek ile görevlidir[81].
Piyasa Gözetim ve Düzenleme Dairesi, yönetim ve hizmet bakımından Daire Başkanına bağlı olarak çalışan bir daire başkan yardımcısı ve Borsa ve Borsa Dışı Piyasalar Grubu, Takas ve Saklama Grubu, Piyasa Gözetim Grubu başkanlıkları ile kalem müdürlüğünden oluşur.
Hukuk İşleri Dairesinin görevi, Başkanlığa ve diğer hizmet birimlerine hukuki danışma hizmeti yapmak; Sermaye Piyasası Kanunu’na tabi ortaklıkların ve sermaye piyasası kurum ve kuruluşlarının Kurul’a yaptıkları başvurulara ve bu ortaklıklarda yapılan denetleme faaliyeti sonuçlarına ilişkin olarak hukuki konularda gereken incelemeleri yapmak ve görüş bildirmek; ortaklık esas sözleşme ve tadil tasarılarını gerekli görüldüğünde mevzuata uygunluk açısından inceleyerek görüş bildirmek; hukuki konularda araştırma ve incelemeler yapmak; Kurul’a ilişkin her türlü uyuşmazlığın mercilerinde takibi ve çözümlenmesi amacıyla Kurul’u temsil etmektir.
Hukuk İşleri Dairesi, yönetim ve hizmet bakımından Daire Başkanına bağlı olarak çalışman bir daire başkan yardımcısı ile Hukuk Danışmanlık Grubu, Dava ve Takip İşleri Grubu başkanlıkları ve kalem müdürlüğünden oluşur.
.
Bilgi İşlem, İstatistik ve Enformasyon Dairesi, Kurul hizmet birimlerinin etkin faaliyette bulunabilmesi için gerekli bilgisayar ortamını hazırlamak; Kurul’un faaliyet alanına giren konulardaki bilgi, belge, yayın ve istatistikleri toplamak, bunları bilgisayar ortamına aktararak veri tabanları hazırlamak; toplanan verileri derleyerek istatistik raporları hazırlamak; kısa dönemli iktisadi yayınları hazırlamak ve yayınlamak, bilgisayar modernizasyonunu sağlamak ve yürütmekle görevlidir[82].
Bilgi İşlem İstatistik ve Enformasyon Dairesi, yönetim ve hizmet bakımından Daire Başkanına bağlı bir daire başkan yardımcısı ve İstatistik ve Ekonomiyi İzleme Grubu, Bilgi İşlem Grubu başkanlıkları ile arşiv müdürlüğü, kütüphane ve dokümantasyon müdürlüğü, kalem müdürlüğünden oluşur.
İdari ve Mali İşler Dairesi, Kurul’un muhasebe, kayıt, bütçe, gelir, gider, vaziyet ve bilanço çalışmalarını; personele ilişkin özlük hakları sağlık, emeklilik, sosyal yardım, yurt içi ve dışı seyahatlere ilişkin işlemlerin yürütülmesi ile sosyal hizmet işleri; haberleşme, yapım, alım, donatım, onarım, bakım, temizlik, koruma, güvenlik ve diğer yardımcı hizmetleri; Kurul Başkanlığı ve daire başkanlıklarınca yürütülen çalışmalar gereken yardımı yapmak ile görevlidir.
İdari ve Mali İşler Dairesi, yönetim ve hizmet bakımından Daire Başkanına bağlı olarak çalışan bir daire başkan yardımcısı ve Fon ve Muhasebe, Personel İdari İşler müdürlüklerinden oluşur.
Kurul başkan dahil en az beş üyenin hazır bulunması ile toplanır. Kurul Başkan ve üyelerini toplantıları katılmaları esas olmakla birlikte, bazı üyelerini mazeretleri sebebiyle toplantıya katılmamaları halinde çalışmaların aksamaması için beş kişinin bulunması yeterli sayılmıştır.
En az beş kişi ile toplanan kurul, salt çoğunlukla karar verir. Buradaki salt çoğunluk toplantıya katılanların salt çoğunluğudur. Kurul üyelerinin salt çoğunluğu şeklinde yorumlanmaması gerekir[83].
Toplantılar kural olarak Kurul merkezinde yapılır. Ancak kurul toplantılarını başka yerde de gerçekleştirebilir( SPK Yönetmenliği 18/5 md.).
Kurul toplantıları gizlidir. Belli konularda görüşlerini bildirmeleri istenen ya da belli dosyaların raportörlüğünü yapmaları istenen kişiler, ilgili oldukları konuların görüşüldüğü kurul toplantılarına davet edilebilirler( SPK Yönetmenliği 24/3. md).
Kurul toplantılarında alınan kararlar tutanağa geçirilir.Kurul kararları, toplantıya dışarıdan katılanların yanında alınmaz. Alınan karara muhalif kalan üyeler, bunu (-n ekle) gerekçesini toplantıda açıklamak ve karara yazmak zorundadır.
SERMAYE PİYASASI KURULU’NUN YETKİ VE GÖREVLERİ VE İŞLEMLERİNİN YARGISAL DENETİMİ
Kurulun görev ve yetkileri SerPK 22. maddesinde sayılmıştır[84]. Ayrıca, yönetmenliklerde kurula bazı görevler yüklenmiştir. Bu görevlerin bir bölümü Kurulun idari işleyişi ile ilgili iken diğer bölümü ise, Kurul’un sermaye piyasasına ilişkin görevleri ve yetkileridir.
SPK’na oldukça geniş düzenleme yetkileri tanınmıştır. Kurul’a düzenleme yapma yetkisi, Kanunun bazı hükümlerinde açıkça tanındığı gibi, bazı maddelerde de Kurul tarafından belirlenecek “usuller”, “koşullar” ve “esaslar” dan söz edilmektedir. Kanunun 22/f maddesinden, kurulun düzenleme yetkisini “yönetmelik, tebliğ ve karar” şeklindeki işlemlerle kullanacağı anlaşılmaktadır[85]. Teşkilat, Görev ve Çalışma Esasları Yönetmeliğine göre SPK, “düzenleme yapmak yetkisini menkul kıymetlerin halka arz ve satışını düzenlemek, denetlemek, yönlendirmek ve kamunun aydınlatılmasını sağlamak amaçlarıyla kullanır.
2499 sayılı Kanun’un 22. maddesi Kurul’a bir çok konuda düzenleme yetkisi tanımaktadır. Diğer bazı maddelerde Kurul’un, düzenleme yetkisini tebliğler çıkararak kullanması öngörmektedir( Ser PK md. 10, 11, 13, 38). Kanun, bunun dışında da çeşitli hükümlerle SPK’na düzenleme yetkisi tanımıştır(md. 14, 16). Ancak Kanun’un 50. maddesinde yer alan “Sermaye piyasası faaliyetlerinde bulunan bankalar için gereken asgari fon miktarı, muhasebe, kayıt ve belge düzeni gibi hususlar Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın uygun görüş alınarak kurul tarafından çıkarılacak bir yönetmelikle düzenlenir” hükmün,(-ün ekle) kurulun bağımsızlık niteliği ile bağdaştırmak güçtür[86].
Kurul’un sermaye piyasası ile ilgili yaptığı düzenlemeler “Tebliğ”[87] olarak Resmi Gazetede yayınlanır[88].
Kurul,
düzenlemeler yapmakla yetkilendirilmiştir.
Bu amaçla;
SerPK’nun farklı maddelerinde kurula sermaye piyasası araçlarının, ihracı, şekil şartları, halka arz ve satışı, Kurul kaydına alınması gibi konuların düzenlemesine ilişkin görevler verilmiştir. Sermaye piyasası araçları, SerPK’nun 3. maddesinde menkul kıymetler ve diğer sermaye piyasası araçları olarak kabul edilmiştir.
Kurumları[89]:
Aracı Kurumlar, SerPK’nun 30. maddesi çerçevesinde, Kurul kaydına alınacak sermaye piyasası araçlarının ihraç veya halka arz yoluyla satışına aracılık yapan veya daha önce ihraç edilmiş olan sermaye piyasası araçlarının aracılık amacıyla alım satımıyla uğraşan kurumlardır[90].
Aracılık yapmak için, evveliyatla sermaye piyasası faaliyetinin bulunması gerekir. Ayrıca, bu alanda çalışacak kurumun özellikle yetkilendirilmiş olmasının ve bu kurumunda, yapacağı işlemleri belirlenmiş sorumluk açılarına göre biçimlendirmesinin gerektiği ortaya çıkmaktadır[91].
Yatırım ortaklıkları, sermaye piyasası araçlarıyla, ulusal ve uluslararası borsada veya borsa dışı teşkilatlanmış piyasalarda işlem gören altın gibi menkul kıymetli madenler portföyü[92] işletmek üzere anonim ortaklık şeklinde ve kayıtlı sermaye esasına göre kurulan sermaye piyasası kurumlarıdır( SerPK 35/1 md).
SerPK 37. maddesinde düzenlenmiştir. Yatırım fonları bu maddeye göre “ Bu Kanun hükümleri uyarınca halktan katılma belgeleri karşılığında toplanan paralarla, belge sahipleri hesabına, riskin dağıtılması ilkesi ve inançlı mülkiyet esaslarına göre sermaye piyasası araçları, gayrimenkul, altın ve diğer kıymetli madenler portföyü işletmek amacıyla kurulan malvarlığına Yatırım Fonu adı verilir. Fonun tüzel kişiliği yoktur; ancak malvarlığı kurucunun malvarlığından ayrıdır. Kurucu, fonu, yatırım fonu katılma belgesi sahiplerinin haklarını koruyacak şekilde temsil eder, yönetir veya yönetimini denetler.”
Kısaca Menkul kıymetler yatırım fonu, halktan SerPK hükümleri uyarınca toplanan paralarla alınan menkul kıymetlerden oluşan bir malvarlığıdır[93]
Denetleme, Kurulun sermaye piyasalarında ekonomik kamu düzeninin korunması ve/veya bozulması halinde yeniden sağlanması amacına yönelik faaliyetlerdir. SerPK’’un 1. maddesi, kurula denetleme yetkisini vermektedir. “Bu kanunun konusu, tasarrufların menkul kıymetlere yatırılarak halkın iktisadi kalkınmaya etkin ve yaygın bir şekilde katılmasını sağlamak amacıyla; sermaye piyasasının güven, açıklık ve kararlılık içinde çalışmasını, tasarruf sahiplerinin hak ve yararlarının korunmasını düzenlemek ve denetlemektir.” Teşkilat, Görev ve Çalışma Esasları Yönetmeliği’ne göre SPK’nun denetleme yetkisi genel olarak, “menkul kıymetleri halka arz edilen ve sermaye piyasasında faaliyet gösteren kuruluşlar nezdinde ya da bu kuruluşlardan gelen periyodik bildirimler üzerinden merkezde, bu kuruluşların faaliyetlerini mevzuat ve mali bünye açısından denetlemeyi” kapsamaktadır.
SPK’nun denetim yetkileri özellikle 22. maddede (22/a, f, n, o) sayılmakla birlikte, diğer hükümlerde de denetlemeye ilişkin yetkiler yer almaktadır. Kanunun 40. maddesine göre Kurul borsaların, piyasaların ve diğer teşkilatlanmış piyasaların izleme ve denetim merciidir. Kanundaki “izleme” kavramının gözetim anlamında kullanıldığını belirtmektedir. Sermaye piyasası ile ilgili hükümlerin uygulanmasının ve her türlü sermaye piyasası faaliyet ve işlemlerinin denetimi kurul uzman ve uzman yardımcıları tarafından yapılır. Kurul uzman ve uzman yardımcıları ihraççılar, sermaye piyasası kurumları, bunların iştirak ve kuruluşları ile diğer gerçek ve tüzel kişilerden bilgi istemeye, bunların tüm defter, kayıt ve belgelerini ve sair bilgi ihtiva eden vasıtalarını incelemeye, işlem ve hesaplarını denetlemeye yetkilidir (SerPK 45. md.). Kanunda 1999 yılında yapılan değişiklikle, aynı maddede uzmanların arama yapma yetkisi de düzenlenmiştir. Buna göre istenen defter, evrak, kayıt ve diğer belgelerin ibraz veya teslim edilmemesi halinde ihraççılar, sermaye piyasası kurumları, bunların iştirak ve kuruluşları nezdinde sulh ceza hakiminden alınacak bir kararla arama yapılabilecektir.
Kurul Başkanı herhangi bir anda denetleme başlatılmasını isteyebilir. Genellikle bir denetim piyasa gözetimi sonucunda ortaya çıkan konularda veya şirket aktivitelerinin takibi sonucunda veya şikayetler sonucunda başlatılır.
Kurul’un denetleme ve inceleme yapan uzmanları;
yetkilerine sahiptir.
Kurul denetim için işbirliği içinde bulunduğu yabancı kuruluşlardan ve diğer ülke içi kurumlardan bilgi isteyebilir.
Denetleme Sonucunda Kurul;
İki yönde karar verebilir. Ya hukuksal bir eksikliğin bulunmadığından dolayı denetleme işlemini bitirir ya da bir yaptırım koyabilir. Yaptırımlar ise;
Bunlar;
Kurul piyasaya verilen bilgilerin doğruluğunu gözetir. Ayrıca Kurul kamuyu aydınlatma amacıyla verilen bilgilerin doğruluğunu izler. Eğer görünürde yanlış yanıltıcı bilgilendirme varsa Kurul aşağıdaki yöntemleri kullanarak idari veya cezai yaptırımlar uygular.
Özel durumlarda şirketin doğru bilgileri yayınlamasına kadar borsada işlem görmesinin durdurulmasını borsadan ister.
Sermaye piyasası ile ilgili bütün uygulamalarda menkul kıymet yatırımcısına zarar verecek davranışların incelenmesi Kurul tarafından icra edilir.
Özellikle;
bu konular arasında sayılabilir.
4.Yaptırım Uygulama
Kurulun yaptırım yetkileri, doğrudan yaptırım yetkileri ve yaptırım uygulanması amacıyla yargı organını harekete geçirme yetkilerinden oluşmaktadır. Bilindiği gibi BİO’lerin sahip olduğu yetkiler özel kolluk yetkileri niteliğindedir. BİO’ler özel kolluk yetkilerini kullanarak aldığı kararlara uyulmaması durumunda bizzat bu otoritelerce uygulanacak yaptırımlar yanında bazen ceza yaptırımları da uygulayabilecektir[94] .
Kurul’un doğrudan yaptırım niteliğinde olmamakla beraber, yaptırım uygulamasının bir ön aşaması olarak düşünülebilecek olan, hukuka aykırılığın giderilmesini isteme yetkisi de vardır. Bu, kurulun emir verme yetkisi olarak da nitelendirilebilir. Kurula tanınan bu tür yetkiler kanunda (SerPK 46. md.) “tedbirler” başlığı altında, yaptırımlarla iç içe geçmiş biçimde düzenlenmiştir. Örneğin Kurul’a anonim ortaklık ve sermaye piyasası kurumlarının kanuna, esas sözleşme hükümlerine veya işletme amaç ve konusuna aykırı durum ve işlemleri ile sermayenin azalmasına veya kaybına yol açan işlemlerinin hukuka aykırılıklarının giderilmesi için tedbir alınmasını ve öngörülen işlemleri yapmasını isteme, mali yapılarının ciddi surette zayıfladığı tespit edilen sermaye piyasası kurumlarından mali durumlarının güçlendirilmesini isteme yetkileri tanınmıştır. Kanunda bu yetkilerin bir ön koşul gibi düzenlendiği, aykırılıkların giderilmesi istendiği halde giderilmemesi veya giderilemeyecek aykırılıkların saptanması durumunda Kurul’un her türlü tedbiri almaya yetkili olduğunun öngörülmesinden anlaşılmaktadır[95].
Anonim ortaklıkları kayıtlı sermaye sisteminden çıkartmak, kamu yararının gerektirdiği hallerde sermaye piyasası araçlarının ihracını, halka arz ve satışını geçici olarak durdurmak sermaye piyasası kurumlarının mevzuat, esas sözleşme aykırılıkları gidermemeleri veya mali durumlarının taahhütlerini karşılayamayacak kadar zayıflaması halinde bu kurumların faaliyetlerini geçici veya sürekli olarak durdurmak ve yetkilerini kaldırmak ( SerPK, 46/g ve h) Kurul’un doğrudan yaptırım yetkilerinden bazılarıdır.
2499 sayılı Kanun’un 47. maddesinde “cezai sorumluluk” başlığı altında suç oluşturan fiiller ve bunların cezaları düzenlenmiştir. Burada sayılı suçların kovuşturulması, kurul tarafından Cumhuriyet Savcılığı’na yazılı başvuruda bulunulması koşuluna bağlanmıştır. Kurul, bu başvuru ile müdahil sıfatını kazanmaktadır. Kanuna aykırı fiillerin işlendiğine dair bilgi edinen cumhuriyet savcıları da Kurulu haberdar ederek durumun incelenmesini isteyebilir.
Sermaye Piyasası Kanun’un 47/a maddesinde Kurul’un doğrudan idari para cezası verme yetkisi düzenlenmiştir. Buna göre yapılan düzenlemelere, belirlenen standart ve formlara ve Kurulca alınan genel ve özel nitelikli kararlara aykırı hareket ettiği tespit edilen gerek ve tüzel kişiler hakkında gerekçesi belirtilmek suretiyle Kurul tarafından idari para cezası verilir. Bunun dışındaki para cezaları, adli cezalar kapsamındadır.
İzin ve bildirim, kamu düzenini sağlanması amacıyla yürütülen kolluk usulleridir. Sermaye piyasası faaliyetinde bulunacak kurumların Kuruldan izin almaları zorunludur.
Kurul,
kuruluşuna ve faaliyete geçmesine izin verir.
İzin öncesinde Kurul aşağıdaki konuların doğruluğunu inceler ve şirketlerin;
bakarak izin verir.
Menkul Kıymetler Borsaları Hakkında 91 sayılı Kanun Hükmünde Kararname 13. maddesine göre, borsa üyeleri arasında borsa işlemlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarla, borsa üyeleri ile müşterileri arasındaki uyuşmazlıkların borsa yönetim kurullarınca çözümlenebileceğini öngörmektedir. Aynı hükme göre borsa yönetim kurulu kararlarına karşı SPK’na başvurulabilir; SPK’nun bu konudaki kararları nihaidir. Uyuşmazlık çözme yetkisi yargı organlarının işleyişinden kaynaklanan bazı aksaklıklara bir çözüm olarak görülmektedir [96].
Kurul, yetiştireceği uzman ve araştırmacıları aracılığıyla yurt ve dünya ekonomisinin gidişi ve eğilimlerinin sermaye piyasası üzerine etkileri, sermaye piyasası uygulamasında ortaya çıkan sorunlar ve ilgili bakanlıkta istenecek diğer konularda araştırma yaparak, alınması gereken mali ve ekonomik önlemler ile mevzuatta yapılması gereken değişiklikler konusunda ilgili bakanlığa öneride bulunmak ile görevli ve yetkilidir(SPK Teşkilat, Görev ve Çalışma Esasları Yönetmeliği md. 9).
Kurul gerek kamu gerekse özel sektör ile işbirliği içindedir.
SPK. Menkul kıymetler borsaları üzerindeki yetkileri Menkul Kıymetler Borsaları Hakkında 91 sayılı Kanun Hükmünde Kararname[97] ile düzenlenmiştir. Buna göre:
İlişkileri
Türk Sermaye Piyasası Aracı Kuruluşları Birliği, SerPK ile oluşturulmuş, tüzel kişiliği haiz kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşudur. Birlik Sermaye piyasasının ve aracılık faaliyetlerini gelişmesini sağlamak üzere araştırmalar yapmak, Birlik üyelerinin dayanışma ve sermaye piyasasının gerektiği özen ve disiplin içerisinde çalışmalarına yönelik meslek kurallarını oluşturmak, haksız rekabeti önlemek amacıyla tedbir almak, mevzuatla bırakılan ve Kurulca belirlenen düzenlemeler yapmak, yürütmek ve denetlemekle görevli ve yetkilidir.
Türkiye’de sermaye piyasasında aracılık faaliyetlerinde bulunmaya yetkili kılınmış kuruluşlar, Birliğe üye olmak için başvurmak zorundadır. Bu yükümlüğe uymayan kuruluşların aracılık faaliyetleri Kurulca durdurulur( SerPK 40. md).
Merkezi Kayıt Kuruluşu, ihraççılar, aracı kuruluşlar ve hak sahipleri itibarıyla tutulan sermaye piyasası araçları ve bunlara ilişkin hakları kayden izlemek, üye grupları itibarıyla tutulan kayıtların birbiri ile tutarlığının kontrol etmek, yatırımcıları koruma fonunu idare ve temsil etmek amacıyla kurulmuştur (SerPK 10/A md).
MKK’nun, SPK ile ilişkileri ise, öncelikle, MKK ve üyeleri SPK’nun denetimi ve gözetimi altındadır[98]. Kurul denetim sonuçlarına göre gerekli gördüğü hususları yerine getirmesini MKK ‘dan isteyebilir( MKK Yönetmenliği 22 md). Ayrıca, MKK Yönetmenliği 4. maddesine göre, SPK söz konusu yönetmenliği yorumlamaya, yönetmenlikte yer almayan ya da açıklık bulunmayan konularda genel hükümleri de göz önünde bulundurarak karar vermeye, uygulamayı düzenlemeye ve yönlendirmeye yetkilidir. Bu hükümle bir anlamda SPK’na MKK’nun görev alanının düzenleme yetkisi de tanınmıştır[99].
Fon, hakkında tedrici tasfiye ve iflas kararı verilen aracı kurumların ve Bankalar Kanunu hükümleri saklı kalmak kaydıyla Bakanlar Kurulu Kararıyla faaliyetleri durdurulan bu Kanunun 50. maddesi (a) bendi hükmü kapsamındaki bankaların, yaptıkları sermaye piyasası faaliyetleri ve işlemleri nedeniyle müşterilerine karşı hisse senedi işlemlerinden doğan nakit ödeme ve hisse senedi teslim yükümlülüklerini ve bu Kanunun 46/B maddesinde düzenlenen görevleri bu Kanunda öngörülen esaslara göre yerine getirmek ve tasfiye giderlerini karşılamak amacıyla tüzel kişiliği haiz Yatırımcıları Koruma Fonu kurulmuştur(SerPK 46/A md). Bütün aracı kuruluşlar, bu Fona katılmak zorundadır.
Fon, sermaye piyasası araçlarının kaydını tutmakla görevli Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından idare ve temsil olunur( SerPK 46/A-2 md). Fonun yönetim ve çalışma esasları Kurulca çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir.
Kurul, Fonun hesap ve işlemlerini inceleme ve denetlemeye, bu hususta fondan her türlü bilgiyi istemeye yetkilidir. Kurul,inceleme ve denetim sonuçlarına göre, gerekli gördüğü hususların yerine getirilmesini fondan isteyebilir ve gerektiğinde, fonun yönetiminin Kurula devredilmesini ilgili Bakandan talep eder. İlgili Bakan, fon yönetiminin geçici veya sürekli olarak devrine karar vermeye yetkilidir.
Kurulun, fon üzerinde hiyerarşiye yaklaşan yetkileri olduğu görülmektedir[100].
1 . Kamu Otoriteleri İle İşbirliği
Kurul görevlerinin yerine getirilmesinde bakanlıklardan, resmi ve özel kuruluşlardan görüş ve bilgi isteyebilir. Kurul’un istediği bilgileri ilgili kurumlar Kanun gereği vermek zorundadırlar. Kurul işi gereği uğraştığı konularda başka mercileri ilgilendiren sorunlara rastlarsa konuyu ilgili mercilere iletir[101].
Kurul, sermaye piyasasında gözetim ve düzenleyici kamu otoritelerini bir araya getiren Uluslararası Menkul Kıymetler Komisyonları Organizasyonu’na (IOSCO) üye bulunmaktadır. Ayrıca İktisadi İşbirliği ve Gelişme Teşkilatı (OECD) ve Dünya Bankası (Worldbank) gibi uluslararası kuruluşlar ile yabancı ülke yetkilileri ve kurumlarıyla da ilişki ve işbirliği içinde bulunarak faaliyetlerini yürütmektedir[102].
Kurul denetimlerde kendisine benzer yetkilere sahip yabancı otoritelerden gerekli olan bilgi alış verişini sağlamak amacıyla iki taraflı anlaşmalar yapmaktadır.
D.SERMAYE PİYASASI KURULU İŞLEMLERİNİN YARGISAL
DENETİMİ
Anayasa’nın 125. maddesi, “idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” hükmünü içermektedir. SPK’u kamusal bir otorite olması ve işlemleri idari işlem olduğundan, SPK’nun işlemleri yargısal denetime tabidir. Nitekim idarenin yargısal denetimi hukuk devleti ilkesinin vazgeçilemez koşuludur.
Aşağıda SPK işlemlerine karşı açılabilecek dava türlerini incelemeye çalışacaktır.
İdarenin bir işlemini iptal davasına konu olabilmesi için kesin ve yürütülmesi zorunlu bir idari işlem olması gerekir. İdari işlemin kesin olması, işlemin yapılması için gerekli olan aşamaların tamamlanmış olması demektir. Dolayısıyla, idarenin herhangi bir hukuki etkileri veya sonuçları olmayan hazırlık işlemleri, gibi işlemler iptal davasına konu olmazlar.
Sermaye Piyasası Kurul’un yapmış olduğu işlemlere karşı idari dava açabilmek içinde işlemin icrai ve kesin nitelikte olması gerekir[103]. Uyarma, tedbir niteliğindeki işlemleri icrai niteliği olmadıklarından iptal davasına konu olamazlar.
İptal davası, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılır( IYUK 2/a. md). Dava açma süresi Danıştay ve İdare mahkemesinde 60 gündür(İYUK 7. md). Dava açma süresi işlemin muhataba tebliği tarihinde başlar.
SerPK 46. maddesinde düzenlenen şirketlerin hukuksal statülerini düzeltmek amacıyla Kurul’un yaptığı uyarı niteliğindeki ihtarları ve tedbirleri iptal davasına konu olmaz. Çünkü ortada icrai ve kesin bir işlem yoktur. Danıştay önüne gelen davalarda bu yönde karar vermiştir. Bir kararında “ Dava konusu işlem, yükümlünün ilgili dönem defter ve belgelerin incelenmesi sonucunda tespit edilen hususları içeren vergi inceleme raporuna dayanılarak, anılan tespitleri yükümlüye bildiren, bilgilendirici bir işlemdir. Bu işlemin davacının hukuka etkisi, adına söz konusu rapor doğrultusunda yapılacak tarhiyatla ortaya çıkacağından, işlemin bu aşamada yükümlünün hukukunu etkilediğinden söz edilemez[104]” diyerek kesin olmayan SPK işlemlerinin iptal davasına konu teşkil etmeyeceğini belirtmiştir.
Tam yargı davaları ise , idari işlem ve eylemlerden hakkı ihlal edilenlerin tarafından açılan ve kişilerin uğradıkları zararın tazmini amacını güden idari davalardır. SPK’nun eylem ve işlemlerinden zarar gören kişiler tam yargı davası ile bu zararlarını tazmini talep edebilirler.
SPK’nun sorumluluğu kusura dayanabileceği gibi kusursuz sorumsuzlukta olabilir. Kusur sorumluluğu kamu hizmetinin hiç yapılmaması, kötü ve geç yapılmasıdır. Kusursuz sorumlukta ise, idarenin sorumluluğuna gidebilmek için, idarenin faaliyetinin veya işleminin hukuka aykırılığı gerekmeyip, idarenin faaliyetinin veya işlemini ile zarar arasında illiyet bağının bulunması yeterlidir.
Kurul faaliyetlerin esasını idari işlemler oluşturmaktadır[105]. Dolayısıyla SPK’nın sorumluğu da, daha çok idari işlemlerden kaynaklanmaktadır. SPK, Kanunun kendisine yüklemiş olduğu görev ve yetkileri yapmaması, kötü veya geç yapması halinde sorumlu olacaktır. Danıştay kararına konu teşkil eden bir olayda, davacının bağımsız denetlemeye yetkili kuruluşlar listesine alınmak için yaptığı başvurunun, bağımsız denetleme mevzuatının gözden geçiriliyor olması gerekçesiyle değerlendirmeden bekletilmesinin hukuka uygun olmadığını belirtmiştir[106].
İdari işlemin yargı kararıyla iptal edilmiş olması idarenin sorumluluğu için tek başına yetmez. Evvelden belirttiğimiz kriterlerin oluşması lazımdır. Aynı zamanda bu kriterlerle zarar arasında illiyet bağının bulunması gerekir. Danıştay bir kararında, “ her idarenin işleyebileceği türden, olağan nitelikteki hukuki hata ve aykırılıkların hizmet kusuru sayılmayacağına” yönünde karar vermiştir[107].
Tam yargı davasında ise dava açma süresi eylemin öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıldır( İYUK 13. md).
KAYNAKÇA
1- AKINCI Müslüm, Bağımsız İdari Otoriteler ve Ombudsman, Beta Yayınları,
İstanbul 1999,
2- BAHRAN Gülseba, Özerk Kurumlar Hakkında Rapor, Araştırma ve Tasnif
Grubu, Sayıştay Yayını, 2002, s.1/30
3- BAHTİYAR Mehmet, Sermaye Piyasası Kurulu Tebliğlerine İlişkin Bazı Notlar,
Ankara Barosu Dergisi 1996 sayı 1, s. 39/46
4- DURAN Lütfi, Türkiye’de Bağımsız İdari Otoriteler, C. 30, S. 1, 1997,
5- ERKUT Celal, “ Bağımsız İdari Makamlar Müessesi Açısından Sermaye
Piyasası Kurulu’nun Kısa Bir Değerlendirmesi”, Bağımsız İdari Otoriteler,
(Editör: İbrahim Ö. Kaboğlu) Alkım Yayınları, İstanbul,
6- GİRİTLİ İsmet/BİLGEN Pertev/AKGÜNER Tayfun, İdare Hukuku, Der
Yayınları, İstanbul 2001,
7- GÖZÜBÜYÜK Şeref/ AKILOĞLU Tekin,Yönetim Hukuku, Turhan Kitabevi,
Ankara, 1993,
8- GÖZÜBÜYÜK Şeref/TAN Turgut, İdare Hukuku Genel Esasları I, Turhan
Kitabevi, 1998,
9- GÜNDAY Metin, İdare Hukuku, 6. Aynı Bası, İmaj Yayıncılık, Ankara,2002,
10- KARACAN Ali İhsan, Özerk Kurumların Özerkliği,Rekabet Kurumu Dergisi,
Sayı:8, s.3/58
11- ÖZAY İlhan, Gün Işığında Yönetim, Alfa Yayınları, 1996, İstanbul,
12- ÖZTÜRK, Ebru, Türk İdare Sisteminde Rekabet Kurumunun Yeri ve Diğer
Bağımsız İdari Otoritelerle Karşılaştırılması”
http://www.rekabet.gov.tr/word/Ebruozturk.doc, erişim tarihi, 15.03.2004
s.3/64
13- TAN Turgut, “Bağımsız İdari Otorite olarak SPK”, Prof.Dr. İsmail Türker
Armağan, SPK Yayınları, Ankara 1996, s.3/15
14- TAN Turgut, Bağımsız İdari Otoriteler, Rekabet Kurumu Perşembe
Konferansları, Ocak 2000, s.3/32
15- TANÖR, Reha, Türk Piyasası Hukuku, I. C. Taraflar 2. bası, 1999 İst.
16- TEKİNALP Ünal, Sermaye Piyasası Hukukunun Esasları, İstanbul 1982, Es
Yayınları,
17- ULUSOY Ali, Bağımsız İdari Kurumlar, DD. Sayı. 100,
18- ULUSOY Ali,Türk İdare Sistemi İçinde Rekabet Kurumu’nun Yeri, Rekabet
Kurumu Perşembe Konferansları, Kasım-1999, s.3/33
19- YASİN Melikşah, Sermaye Piyasası Kurulu ve İşlemleri, Seçkin Yayınları,
Ankara 2002 1. Baskı,
20- YILDIRIM Turan, Türkiye’nin İdari Teşkilatı, Alkım Yayınları, İstanbul 1997,
21- www.spk.gov.tr, erişim tarihi 30.03.2004
22- 97,98,101 sayılı Danıştay Dergileri
[1] BAHRAN Gülseba, Özerk Kurumlar Hakkında Rapor, Araştırma ve Tasnif Grubu, 2002, s.4;
YASİN Melikşah, Sermaye Piyasası Kurulu ve İşlemleri, Seçkin Yayınları, Ankara 2002 1.
Baskı, s. 164
[2] ULUSOY Ali,Türk İdare Sistemi İçinde Rekabet Kurumu’nun Yeri, Rekabet Kurumu Perşembe
Konferansları, Kasım-1999, s. 4
[3] KARACAN Ali İhsan, Özerk Kurumların Özerkliği, Rekabet Kurumu Dergisi, Sayı:8, s.13
[4] ULUSOY Ali, Bağımsız İdari Kurumlar, DD. S. 100, s.4; YILDIRIM Turan, Türkiye’nin İdari
Teşkilatı, Alkım Yayınları, İstanbul 1997, s. 185; Avrupa’da ülkelerinde 1980’li yıllardan sonra
gündeme giren BİO’ler, ABD’de uzun süredir faaliyet göstermektedir. ABD’de bir tür hizmet
yönünden federalizm işlevi gören bu kurullar, adeta devletin dördüncü gücü konumundadır. Üniter
sistemlerde ise, örneğin Fransa’da, bu tür kurumlar üniter yapıya ve idari sisteme adapte edilerek,
yürütme erkine dahil ancak kendine özgü kuruluşlar olarak devlet organizasyonu içindeki yerlerini
almıştır (ULUSOY, Türk İdare Sistemi İçinde Rekabet Kurumu’nun Yeri ,s, 3).
[5] YILDIRIM, s. 187
[6] AKINCI Müslüm, Bağımsız İdari Otoriteler ve Ombudsman, Beta Yayınları, İstanbul 1999,
[7] ÖZTÜRK Ebru, “Türk İdare Sisteminde Rekabet Kurumunun Yeri ve Diğer Bağımsız İdari
Otoritelerle Karşılaştırılması” http://www.rekabet.gov.tr/word/Ebruozturk.doc, erişim tarihi,
15.03.2004, s.3
[8] AKINCI, s. 119
[9] GÜNDAY Metin, İdare Hukuku, 6. Aynı Bası, İmaj Yayıncılık, Ankara,2002, s. 491
[10] AKINCI, s.100
[11] ÖZTÜRK, s.9
[12] ÖZTÜRK, s.9
[13] ÖZTÜRK, s.9
[14] ÖZTÜRK, s.9
[15] GÜNDAY, s.498
[16] GÖZÜBÜYÜK Şeref/ TAN Turgut, İdare Hukuku, C. I, Turhan Kitabevi, 1998, Ankara, s.288
[17] ÖZTÜRK, s.10
[18] AKINCI, s. 123
[19] AKINCI, s.132
[20] DURAN Lütfi, Türkiye’de Bağımsız İdari Otoriteler, C. 30, S. 1, 1997, s. 5
[21] TAN, Bağımsız İdari Otoriteler, Rekabet Kurumu Perşembe Konferansları, Ocak 2000, s. 15
[22] GÖZÜBÜYÜK, s.297; ÖZTÜRK, s. 12
[23] AKINCI, s 133
[24] AKINCI, s 133
[25] ÖZTÜRK, s.13
[26] AKINCI, s 133
[27] TAN Turgut, Bağımsız İdari Otoriteler, s.11
[28] ÖZTÜRK, s. 14
[29] ÖZTÜRK, s. 14
[30] ÖZTÜRK, s.14
[31] AKINCI, s 135
[32] AKINCI, s 138
[33] DURAN, s. 10
[34] ÖZTÜRK, s. 15
[35] GÜNDAY, s.61
[36] GİRİTLİ İsmet/BİLGEN Pertev/AKGÜNER Tayfun, İdare Hukuku, Der Yayınları, İstanbul 2001,
s.257
[37] GÖZÜBÜYÜK Şeref/ AKILOĞLU Tekin,Yönetim Hukuku, Turhan Kitabevi, Ankara, 1993,
s.290
[38] TAN Turgut, “Bağımsız İdari Otorite olarak SPK”, Prof.Dr. İsmail Türke Armağan, SPK
Yayınları, Ankara 1996, s. 15; ERKUT Celal, “ Bağımsız İdari Makamlar Müessesi Açısından
Sermaye Piyasası Kurulu’nun Kısa Bir Değerlendirmesi”, Bağımsız İdari Otoriteler, (Editör:
İbrahim Ö. Kaboğlu) Alkım Yayınları, İstanbul, s.131
[39] ÖZTÜRK, s. 17
[40] AKINCI, s. 155; ULUSOY, s. Bağımsız İdari Kurumlar s. 9;
[41] ÖZTÜRK, s. 17
[42] ULUSOY, Bağımsız İdari Kurumlar, s. 4
[43] YILDIRIM Turan, Türkiye’nin İdari Teşkilatı, Alkım Yayınları, İstanbul 1997, s.148
[44] TAN, Bağımsız İdari Otoriteler, s.14, ULUSOY, s.13
[45] GÖZÜBÜYÜK Şeref/ TAN Turgut, İdare Hukuku, C. I, Turhan Kitabevi, 1998, Ankara, s.295
[46] ULUSOY,Türk İdare Sistemi İçinde Rekabet Kurumu’nun Yeri, s.13
[47] TAN, “Bağımsız İdari Otorite olarak SPK, s.6
[48] GÖZÜBÜYÜK/TAN 2000, 291
[49] Bağımsız Düzenleyici Kurumlar ve Türkiye Uygulaması, Tüsiad Yayını, Aralık-2002,s.141
[50] 31.1.2002 tarih ve 4743 sayılı Mali Sektöre Olan Borçların yeniden Yapılandırılması ve Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun( RG 31.1.2002 tarih ve 24657 nolu mükerrer
sayı)
[51] TAN, Bağımsız İdari Otoriteler, s.4
[52] TAN, Bağımsız İdari Otoriteler, s. 4.
[53] Sermaye piyasası, bireysel ve kurumsal yatırımcıların tasarruflarının özel sektöre; orta, uzun vadede
ve düşük maliyetle aktarılması için gerekli ortamın sağlanmasıdır.
[54] SerPK 3.maddesi, (b) bendine göre Menkul Kıymetler : Ortaklık veya alacaklılık sağlayan belli bir
meblağı temsil eden , yatırım aracı olarak kullanılan , dönemsel gelir getiren, misli nitelikte, seri
halinde çıkarılan, ibareleri aynı olan ve şartları Kurulca belirlenen kıymetli evraktır.
[55] AKINCI, s. 215
[56] Vesayet yetkisi merkezi yönetiminin, yerinden yönetim idarelerinin icrai kararlarını ve idari fiil ve
hareketlerini denetlemek ve bu kararları bozabilme yetkisidir. Ayrıntılı bilgi için bkz. ÖZAY İlhan,
Gün Işığında Yönetim, Alfa Yayınları, 1996, İstanbul, s.159-169
[57] GÖZÜBÜYÜK/TAN, s. 296; AKINCI, s. 214
[58] TAN, Bağımsız İdari Otoriteler, s. 6
[59] AKINCI, s.216
[60] AKINCI, s.104
[61] Özerklik kavramı,yerel yönetimlerinin merkezi idare karşısındaki nispi bağımsızlığını ifade etmek
için kullanılan bir kavramdır. Özerklik merkezden tümüyle bağımsızlık anlamına gelmeyip, kendi
görevlerini merkezin müdahalesi olmadan kendi olanaklarıyla yerine getirmesidir.
[62] www.spk.gov.tr, erişim tarihi 30.03.2004
[63] YASİN, s.162
[64] YASİN, s.162
[65] ERKUT, s. 134; AKINCI, s.215
[66] AKINCI, s. 212
[67] ULUSOY, Bağımsız İdari Kurumlar, s. 9
[68] YILDIRIM, s. 184
[69] YASİN, s. 171
[70] Danıştay, 10. D, E.1986/1763, K. 1987/1746, DD. S. 70-71, s.562 vd.
[71] ERKUT, s. 133
[72] YASİN, s.104
[73] YASİN, s.64
[74] YASİN, s.66
[75] YASİN, s. 107; www.spk.gov.tr
[76] YASİN, s. 107; www.spk.gov.tr
[77] YASİN, s. 108; www.spk.gov.tr,
[78] YASİN, s. 108; www.spk.gov.tr,
[79] YASİN, s. 108; www.spk.gov.tr,
[83] Aksi görüş için bkz,YASİN, S.147-148
[84] MADDE 22 – (Değişik: 29.4.1992 tarih ve 3794 sayılı Kanun md. 18 ile) Sermaye
Piyasası Kurulunun başlıca görev ve yetkileri şunlardır:
satışının şartlarını düzenlemek ve denetlemek,
yararının gerektirdiği hallerde sermaye piyasası araçlarının halka arz ve satışını geçici
olarak durdurmak,
piyasası kurumlarının mali bünyeleri ve kaynaklarının kullanımı ile ilgili standart
rasyoları genel olarak ya da faaliyet alanları veya kurumların türleri itibariyle
belirlemek, bu rasyoların yayımlanmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemek,
gerektiğinde elektronik ortam da dahil bağımsız denetim faaliyetine ilişkin esasları
belirlemek; 1.6.1989 tarihli ve 3568 sayılı Kanuna göre denetlemeye yetkili olanların
sermaye piyasasında bağımsız denetleme faaliyetlerinde bulunacak kuruluşların kuruluş
şartlarını ve çalışma esaslarını Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli
Mali Müşavirler Odaları Birliği ile istişarede bulunarak belirlemek ve bu şartları
Taşıyanları listeler halinde ilan etmek,
ve özel nitelikte kararlar almak ve her türlü mali tablo ve raporlar ile bunların bağımsız
denetimlerinin, sermaye piyasası araçlarının halka arzında yayımlanacak izahname ve
sirkülerin ve araçların değerini etkileyebilecek önemli bilgilerin kapsamını, standartlarını
ve ilan esaslarını tesbit ve bu konularda tebliğler yayımlamak,
ilgilendiren her türlü iletişim araçları ile yapılan yayın, duyuru ve reklamları izlemek ve
bunların yanıltıcı olduğu tespit edilenleri yasaklamak ve gereği yapılmak üzere ilgili
kuruluşlara bildirmek,
ortaklıkların genel kurullarında genel hükümler çerçevesinde vekaleten oy
kullanılmasına ilişkin esasları belirlemek ve bu ortaklıklarda yönetim kontrolünün el
değiştirmesine yol açacak oranda vekalet toplayan ya da pay iktisap edenlerin, diğer
payları satın alma yükümlülüğüne ve azınlıktaki ortakların da kontrolü ele geçiren kişi
veya gruba paylarını satma hakkına ilişkin düzenlemeleri yapmak,
araçlarının geri alma veya satma taahhüdü ile alım ve satımını, ilgili sözleşmeleri ve bu
sözleşmelere ilişkin piyasa işlem kurallarını düzenlemek ve bu işlemlerle ilgili faaliyet
ilke ve esaslarını belirlemek,
araçlarının ödünç alma ve verme işlemleri ile açığa satış işlemlerine ilişkin ilke ve
esasları belirlemek ve Hazine Müsteşarlığı ile T.C. Merkez Bankası’nın görüşü alınmak
suretiyle kredili sermaye piyasası aracı işlemleri ile ilgili düzenlemeler yapmak,
konusunda ilgili mevzuat çerçevesinde gereken düzenlemeleri yapmak,
ile. Yeniden düzenleme: 15.12.1999 tarih ve 4487 sayılı Kanun madde 10 ile)
Sermaye piyasası araçlarının takası, saklanması ile sermaye piyasası kurumlarının ve
sermaye piyasası araçlarının derecelendirilmesini düzenlemek ve denetlemek,
kuruluş, faaliyet, tasfiye ve sona erme esaslarını belirlemek ve bunları denetlemek,
vermek; sermaye piyasası ile ilgili mevzuat değişiklikleri hakkında önerilerde bulunmak.
1995/58 sayılı Kararı ile. Yeniden Düzenleme: 15.12.1999 tarih ve 4487 sayılı
Kanun md. 10) Gayrimenkullerin değerlemesini yapabilecek ekspertiz kurumlarından
sermaye piyasasında faaliyette bulunacaklara ilişkin şartları belirlemek ve bu şartlara
uyan kuruluşları listeler halinde ilan etmek,
1995/58 sayılı Kararı ile. Yeniden Düzenleme: 15.12.1999 tarih ve 4487 sayılı
Kanun md. 10) Sermaye piyasasında medya ve elektronik ortam da dahil yatırım
tavsiyelerinde bulunacak kişi ve kuruluşların uyacakları ilke ve esasları belirlemek,
bulunacaklar, bu maddenin (r) bendi kapsamında faaliyet gösterecek kişi ve kuruluşlar
ile sermaye piyasası kurumlarının yönetici ve diğer çalışanlarının mesleki eğitimi,
mesleki yeterliliği ve mesleki ehliyetlerini gösterir sertifika verilmesine ilişkin esasları
belirlemek, bu amaçlarla merkez kurmak ve faaliyet esaslarını belirlemek,
elektronik bilgi iletişim araç ve ortamı ve benzeri araçlar üzerinden gerçekleştirilen
ihraç ve halka arzlar ile sermaye piyasası faaliyetleri ve işlemlerini; genel hükümler
çerçevesinde bu Kanun kapsamına giren işlemlerde elektronik imza kullanım esaslarını
düzenlemek ve denetlemek,
ortaklıkların genel kurullarında yönetim ve denetim kurulu üyelerinin seçimlerine
ilişkin kararlarda her bir üyelik için kullanılacak oy hakkının kısmen veya tamamen bir
veya birkaç üyenin seçiminde birikimli olarak kullanılabilmesi yöntemine ilişkin
düzenlemeleri yapmak,
piyasalarında düzenleme ve denetime yetkili muadili kuruluşlar ile sermaye
piyasalarıyla ilgili her türlü işbirliği yapmak ve bilgi alışverişinde bulunmak.
(Ek fıkra :15.12.1999 tarih ve 4487 sayılı Kanun md. 10. ile) Kurul yetkilerini,
düzenleyici işlemler tesis ederek ve özel nitelikli kararlar alarak kullanır. Düzenleyici
işlem niteliğindeki yönetmelik ve tebliğler, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe
konulur. Özel nitelikli kararlardan kamuoyunu ilgilendirenler, Kurulun haftalık bülteni ile
ilgili kişi ve kuruluşlara duyurulur.
[85] TAN, Bağımsız İdari Otorite Olarak SPK, s. 11
[86] TAN, Bağımsız İdari Otorite Olarak SPK, s. 11
[87] Sermaye piyasası çok hızlı geliştiğinden sermaye piyasası kuralları da sık sık yenilenmektedir. Sermaye piyasası dinamizmi dışarı yaşamın sürat ihtiyacı ve ekonomik şartların değişkeni ihtiyaç duyulan toplumsal düzenlemelerinde kolayca yapılabilmesini ve düzenlenmesini zorunlu kılmaktadır BAHTİYAR Mehmet, Sermaye Piyasası Kurulu Tebliğlerine İlişkin Bazı Notlar, Ankara Barosu dergisi 1996 sayı 1,s. 41). Bu gelişmeye ayak uydurabilmek yeni düzenlemeleri kanun veya KHK ile yapmak zor bir yöntem olduğunda, SPK düzenlemelere ağırlıklı olarak “tebliğler” olarak yapılmaktadır(TANÖR, Reha, Türk Piyasası Hukuku, I. C. Taraflar 2. bası, 1999 İst,. s.65; TEKİNALP Ünal, Sermaye Piyasası Hukukunun Esasları, İstanbul 1982, Es Yayınları, s. 147 ). Türk hukukunda tebliğler normlar hiyerarşisinde yönetmenlik ve yönetmenlik benzeri işlemler kategorisinde yer almaktadır. SPK Tebliğleri SerPK Kanunun 22.maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak Kurul tarafından çıkartılmaktadır. Bu işlemler hangi başlığı ve adı taşıyacaksa taşısın yönetmelik ve yönetmelik benzeri niteliğinde kabul edilmektedir(BAHTİYAR, s.40). Sermaye Piyasası Kurulu’nun Tebliğleri kuruma ve ihtiyaçlara göre çabucak çıkarılabildikleri ve gerektiğinde değiştirebildikleri için oldukça önemli bir işleve sahiptir. Tebliğler aynı zamanda kanunlara aykırı olmamaları normlar hiyerarşisi açısından zorunludur.
[88] www.spk.gov.tr; Kurul’un düzenleyici işlem dışındaki özel nitelikli kararları Resmi Gazete
yayınlama zorunluluğu yoktur(TAN, Bağımsız İdari Otoriteler, s.10)
[89] SerPK’una göre faaliyette bulunabilecek Sermaye Piyasası Kurumları için ayrıntılı bilgi için bkz,
YASİN, s.137/141
[90] YASİN, s.137
[91] TANÖR, s.248
[92] Portföy, tahvil ve hisse senetleri başta olmak üzere, çeşitli menkul değerlerden oluşan ve ayrı bir
paket teşkil eden bütünü anlatmak için kullanılan bir kavramdır ( TEKİNALP, s. 101)
[93] TEKİNALP, s. 108
[94] GÖZÜBÜYÜK/TAN, s. 300
[95] TAN, Bağımsız İdari Otorite Olarak SPK,s. 12
[96] TAN, Bağımsız İdari Otorite Olarak SPK,s. 14
[97] RG, T. 06.10.1983, S. 18132 Mükerrer
[98] YASİN, s. 179
[99] YASİN, s. 179
[100] YASİN, s. 183
[103]Rekabet Kurulu’nun vermiş olduğu kararların iptali için doğrudan Danıştay’a başvurulması
gerekmektedir( Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun 55/1 md). Oysa idare hukukunda iptal
davası açabilmek için ilgili kuruma başvurduktan sonra, ilgili kurumun işlemin iptal etmemesi
üzerine iptal davası açılabilmektedir(İYUK 11. md). Kanun koyucu Rekabet Kurulu’na bu
konuda istisna getirirken, aynı istisna SPK’u için söz konusu değildir.
[104] Danıştay VDGK, E. 1998/371, 1998/91, DD. S. 98, s.109
[105] YASİN, s.237
[106] Danıştay 10. D. E. 1996/83343, K.1998/509, DD. S. 101, s.753
[107] Danıştay 10. D. 1997/3567 E, 1998/1000 K., DD., S. 97, s.688
![]()
🟢 Çevrimiçi|
Alternatif Hukuk Bürosuna hoş geldiniz. Size nasıl yardımcı olabilirim?
Gizlilik Politikası