

KASTEN İNSAN ÖLDÜRME VE BAZI NİTELİKLİ HALLERİ
İÇİNDEKİLER……………………………………………………………………..II
KISALTMALAR……………………………………………………………..……IV
GİRİŞ……………………………………………………………………………….V
BİRİNCİ BÖLÜM
1.Hareket…………………………………………………………………………1
a.Doğrudan Kast………………………………………………………………7
III. Suçun Özel Görünüş Şekilleri…………………………………………………11
İKİNCİ BÖLÜM
SUÇUN NİTELİKLİ HALLERİ
III. Töre Saiki…………………………………………….………………………..22
A.Genel Olarak………………………………………….………………………22
1.Haksız Tahrik Hükümlerinin Olmaması…………………………………….26
SONUÇ………………………………………………………………………………27
KAYNAKÇA……………………………………………………………………….28
a.g.m ……………………………………………………………. Adı geçen makale
b……………………………………………………………………. baskı
bkz ………………………………………………………………… bakınız
C………………………………………………….. Cilt
CD………………………………………………… Ceza Dairesi
CGK………………………………………………………………. Ceza Genel Kurulu
f……………………………………………………………………… fıkra
m…………………………………………………………………… madde
S…………………………………………………………………….. Sayı
s……………………………………………………………………… sayfa
TCK………………………………………………………………… Türk Ceza Kanunu
Yarg………………………………………………………………… Yargıtay
GİRİŞ
Ceza hukuku içerisindeki suçların en ağırını teşkil eden adam öldürme suçu insanlık tarihi boyunca cezalandırılan en ağır suç olmuştur. Çünkü yaşamak hakkı insanlığın var oluşundan günümüze değin dokunulmaz ve kutsal kabul edilmiştir. Ayrıca adam öldürme suçunu cezalandıran hükümler yaşama hakkını korumaktadır. Bir insanın yaşama hakkı sadece onu değil, yakınlarını, hatta tüm toplumu ilgilendirir. Zira bir kişinin öldürülmesi aynı zamanda birçok kişinin hakkının ihlal edilmesidir.
Onarılması mümkün olmayan zararlar meydana getirdiğinde adam öldürme, suçların en ağırını teşkil eder. Zira bir kişiyi hayata döndürmek imkânsızdır. Bununla beraber bu suçun failini devlet girişimi ile cezalandırılması maktulun ailesi ve yakınlarını tatmin etmekte, böylece kan gütmenin önüne geçilerek, toplumda rencide olan sosyal denge sağlanmış olur. Öte yandan kasten insan öldürme hayata yönelik suçların merkezin oluşturulmuş olup, bu alandan diğer suçların çıkış noktasını oluşturur.
Kasten insan öldürme suçu, arz ettiği vahamet itibariyle suçlar sıralamasında en önde yer alır. Ferdin yaşam hakkını korumak devletin en önemli ödevidir. İnsanı diğer canlı varlıklardan ayıran özellik onun şahsiyetidir.
Anayasamız 17. maddesinde “herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir” demektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2/1. maddesinde de “her ferdin yaşama hakkı kanunun himayesi altındadır. Kanunun ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın infazı dışında hiç kimse kasten öldürülemez” denilmek suretiyle kişi koruma altına alınmaktadır. Bu hükümler gereğince devlet öldürme fiillerini cezalandırmakla yükümlüdür.
Çalışmamızın, 5237 sayılı Türk Ceza kanununun 81. maddesinde düzenlenen hayata karşı suçlar bölümünde kasten adam öldürme suçu ve bu suçun nitelikli halleri arasında yer alan kan gütme ve töre saikidir. Çalışma planımız ise aşağıdaki şemasal yapı esas alınarak hazırlanmıştır
Birinci bölümde, “ kasten adam öldürmenin konusuna, fail ve mağduruna, maddi ve manevi unsurlarıyla birlikte suçun özel görünüm hallerine yer verilmiştir. Ayrıca bu bölümde ceza hukukumuza yeni giren olası kast kavramı da ayrıntısıyla incelenmiştir.
İkinci bölümde, kan gütme ve töre saikinin unsurlarına, nedenlerine suçun özel halleri mercek altına alınmıştır. Çalışmamız doktora çalışması kapsamında yer aldığından dolayı konuların ayrıntısına girmeden ana hatlarıyla ifade edilmeye çalışılmıştır.
Sonuç bölümünde ise, çalışmamızın genel değerlendirmesi yapılarak çeşitli eleştiriler ve öneriler getirilmiştir.
BİRİNCİ BÖLÜM
Kasten insan öldürme bir kimsenin kasıtlı bir davranışla bir kimsenin ve hukuka uygunluk nedenlerinin müdahalesi olmaksızın başka bir kişinin hayatına son verilmesidir.
Kasten öldürme suçunun basit halini TCK’nin 81. maddesinde düzenlenmiş bulunmaktadır.“Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır” ifadesiyle TCK suçu yasal olarak ifade etmiştir.
Kasten öldürme suçunun unsurları bakımından, eski kanun ile yeni kanun arasında herhangi bir fark bulunmamaktadır. Sadece, yeni TCK’ da cezanın artırıldığı görülmektedir. Ayrıca yeni kanunumuz sabit ceza olarak müebbet hapis cezasını öngörmektedir (TCK 81. m).
Ceza Hukuku yönünden suç, her şeyden önce kaynağını insandan alan bir fiilden ibarettir[1]. Bu fiilin bulunması şartına suçun maddi unsuru denilir[2]. Bu fiilin dış dünyada bir değişikliği meydana getirmesi gerekir. Ceza hukukunun önem arz ettiği hareket, insan vücudunun bir faaliyeti olup[3] ve neticeyi gerçekleştiren iradi olan fiildir[4]. Bir başka ifadeyle kanunun suç saydığı neticeye neden olan hareket ceza hukuku bakımında önem taşır[5]. Bununla birlikte ceza hukuku alanında değer taşıyan hareket, hukuken önemli bir iradenin belirtisi olmak itibariyle, failine isnat edilebilen harekettir[6]. Bununla birlikte hareketsiz suç olamayacağı gibi her türlü suç hareket neticesinde gerçekleşir. Örneğin adam öldürme suçundan bir insanın ölmesi, diğer bir insanın hareketinin neticesinde oluşması gerekir. Bir diğer ifadeyle var olan bir hayatın yok edilmesine yönelmiş bir eylemin failce yapılması, maddi unsurunun hareket kısmını oluşturur[7].
Kasten insan öldürme suçu icrai nitelikte ancak işlenebilir. Nitekim ihmali nitelikte işlenmesi TCK 83. maddesinde düzenlenmiş olup bu konu çalışmamızın kapsamı dışındadır.
Bu suç, serbest hareketli bir suç olup icrai olmak kaydıyla her türlü işlenebilir[8]. İcrai hareket, yasak şeklinde ortaya çıkan ve toplum düzenini bozucu davranışların yapılmamasını neden normlara aykırılıktır[9]. Kullanılan aracın bir önemi olmamakla birlikte önemli olan aracın bu suçun işlemeye elverişli olmasıdır. Öte yandan bu suçta kullanılan bazı araçlarla işlenmesi halinde suç nitelikli hal alıp cezası artmaktadır ( TCK 82/1,b,c m.). Örneğin adam öldürmenin kimyasal silahla işlenmesi halinde suç nitelikli hale bürünür.
Hareketin doğrudan veya dolaylı olması arasında bir fark yoktur[10]. Örneğin fail mağdurun üzerine bir hayvan saldırtarak da, kendisi doğrudan olmasa da bir kimsenin ölümünü dolaylı olarak sağlayabilir. Öte yandan, hareketin tek bir yerde ve tek hareketle işlenmesi koşulu bulunmadığı gibi, belli bir sürece yayılarak işlenmiş olabilir[11]. Örneğin zehirlemek suretiyle birinin yavaş yavaş ölmesini sağlamak gibi.
Manevi nitelikli hallerle öldürme suçunun işlenip işlenmeyeceği Doktrinde tartışılmaktadır. Bir kısım yazarlara göre manevi nitelikteki bir hareket dahi neticeyi meydana getirmişse söz konusu hareket suçun maddi unsurunu oluşturur[12].Örneğin ağır kalp hastası olduğunu bildiği bir kimseyi öldürmek kastıyla o kişide büyük korku ve heyecan yaratmak yahut bir kimseyi manevi işkenceye tabi tutmak suretiyle de bu suç işlenebilir[13].
İnsanın dış dünyaya yansıyan ihmali ya da icrai davranışlarından, dış dünyada meydana gelen değişiklik olarak tanımlanan netice, maddi unsurun ikinci alt öğesidir[14]. Bu netice gerçekleşmişse suç da tamamlanmış olur. Ayrıca netice, suç tipine, suçun kanundaki tanımına uyuyorsa, ceza hukuku bakımından değer taşır[15].
Kasten insan öldürme suçunda netice ise “ölüm” dür. Başka bir deyişle eylemin yöneldiği insanın ölmesiyle netice gerçekleşmiş olur. Bununla birlikte ölüm ise merkezi sinir sisteminin tam, mutlak ve geri dönülmemesidir. Öte yandan ölümün gerçekleşmemesi halinde failin öldürmeye teşebbüsten mi yoksa yaralanmadan mı sorumlu olacağı failin kastının belirlenmesi bağlıdır.
Kasten öldürme suçlarında hareket ile netice arasında geçen zamanın bir önemi yoktur. Önemli olan neticenin gerçekleşmesidir. Ancak sonuç uzunca bir zaman geçmesinden sonra meydana gelmişse, araya başka bir nedenlerin girip girmediğini araştırmak gereklidir.
Fiilin iki unsuru olan hareketle, netice asındaki bağlantı da, fiilin varlığı için şarttır ve buna da nedensellik bağı denilir[16]. Bununla birlikte dış dünyada meydana gelen değişikliğin bir insana bağlanabilmesi için, bu değişiklik o insanın davranışından kaynaklanmalıdır[17]. Aynı zamanda nedensellik bağı, icrai edilen fiil ile meydana gelen netice arasındaki sebep-sonuç ilişkisini ifade eder[18].
Bir hareket ile netice arasındaki bağlantıyı ifade eden ve bir ceza hukuku kurumu olan nedensellik[19] aynı zamanda failin hareketiyle ölüm arasındaki ilintiyi ifade eder. Şayet hareket ile netice arasında nedensellik varsa fail kasten insan öldürmeden sorumlu olur.
İlliyet bağına etki eden bir hususun varlığı ve bunun fail tarafından bilinmemesi 765 sayılı TCK’nin aksine suçun oluşumuna etkisi yoktur.
Suçun maddi unsurlarından bir diğerini de konu oluşturmaktadır. Nitekim konusuz suç olmaz[20]. Kasten insan öldürme suçunun hukuki konusu kişinin yaşamıdır[21].Diğer bir ifadeyle bu suçla korunan hukuki menfaat “hayat hakkı”dır[22]. Hayat hakkı ise ceza hukuku koruması altına alınan asli hukuksal değerlerdir[23].
Suçun konusu ile korunan hukuki değer, suç tipinin ihdas edilmesi ile korunmak istenen değerdir[24]. İnsan öldürme suçlarını cezalandıran hükümler, kişilerin yaşama hakkını korumaktadır[25]. Kişinin yaşama hakkı ise öncelikle kendisini ilgilendirdiği gibi yakınlarını hatta toplumu yakından ilgilendirir. Dolayısıyla bu suçların düzenlenmesindeki amacı hayata hakkını korumaktır[26].
Mağdur ile suçun konusu farklı olduğundan bu iki kavram birbirine karıştırılmamalıdır. Mağdur, işlenen suç ile haksızlığa uğrayan, suçun konusunun sahibi olan kimsedir. Ayrıca insan öldürme suçlarında suçun konusunun tespiti, artırma ve eksiltme sebeplerinin tatbiki sırasında cezanın bir ferdileşme vasıtası olarak da önem arz eder[27].
Bu suç herkes tarafından işlenebildiğinden dolayı herkes fail olabilir. Bu suç bakımından faillikle mağdurluk sıfatları aynı kişide bulunamaz. Çünkü bu suçu kişinin kendisine karşı işlemesi mümkün değildir.
Kasten insan öldürme dolaylı faillilik suretiyle de işlenebilir[28]. Örneğin, ameliyat edilecek hastaya ait kan grubunun bilgisayara yanlış girilerek, hastaya hekim tarafından başka bir grup kan verilmesinin sağlanması halinde, dolaylı faillik vardır.
Bu suçta herkes fail olabildiği gibi aynı zamanda mağdur da olabilir. Ancak mağdurun mutlaka insan olması gerekir. Bununla beraber mağdurun bazı özelliklerinden dolayı yeni TCK’ nu cezayı artırmıştır. Örneğin mağdurun çocuk olması veya gebe olduğu bilinen bir kadın olması halinde faile verilecek ceza ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası olur(TCK. 82/e-f m.).
Mağdur olabilmek için öncelikle insan vasfına haiz olunması gerekir. İnsan vasfına ancak doğum bittikten sonra kazanılabilir. İnsan öldürme suçunda mağdurun bağımsız bir varlığa sahip olması gerekir[29]. Dolayısıyla cenin bu suçun mağduru olamaz[30]. Öte yandan mağdurun insani fiziki özellikleri ve hukuki statüsünün suçun temel şeklini oluşumuna herhangi bir etkisi yoktur[31].
Mağdurun insan olabilmesinin yanı sıra canlı olması da gerekir. Yalnız mağdurun yaşama kabiliyetine sahip olması aranmaz[32]. Bununla birlikte dolayı ölmüş bir kişi bu suçun mağduru olamaz. Başka bir ifadeyle mağdurun, suçun maddi unsurunu oluşturan hareketlerin gerçekleştiği sırada yaşıyor olması gerekir.
Bütün insanların hayatları hukuki bakımında eşit değerde olduğundan dolayı öldürülen kimsenin cinsiyeti, ırk, milliyet ve sağlık durumu yönünden bir ayrım yapılamaz[33]. Hatta “hilkat garibesi” biçiminde doğan canlı varlıkların öldürülmesi de insan öldürme suçunu oluşturur.
Yargıtay erken doğumla gelen bir çocuğun dedesi tarafından öldürme olayından çocuğun canlı doğup doğmadığı tespit edilemediğinden sanıklara kasten insan öldürme suçunu işleyemeyeceğine karar vermiştir[34]. Doktrinde bu karar eleştirilmiş olup erken doğum dolayısıyla erken doğmuş olan varlığın insan olarak kabul edilmesi gerektiği ve dolayısıyla, doğan varlığa yönelik eylemin öldürme olduğu görüşü savunulmuştur[35].
Modern ceza hukukunda iradilik niteliği egemendir; bu itibarla, iradi olmayan bir fiilin, hukuka aykırı olsa da, suç teşkil etmeyeceğini ifade maksadıyla, “manevi unsur” deyimi kullanılmaktadır[36]. Manevi unsur, fiilin faile isnadiyetiyle ilgili olduğundan, önce, onun kusurlu hareket etmeğe ehil olması aranmaktadır. Ayrıca manevi unsur, işlenen fiil ile fail arasındaki psikolojik bağ olup ve bu bağ olmadan suçun varlığından sözedilemez[37]. Fail, canlı bir insana karşı onu öldürmeye elverişli bir icrai hareketle bulunduğu ve bu davranışı sonucu ölümün meydana geleceğini bilmeli, istemeli ve/veya öngörmelidir.
Kasten insan öldürme suçunun manevi unsuru kuşkusuz ki kasttır. Nitekim TCK 81. maddesi:“Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır” ifadesi bu suçun manevi unsurunu kast olduğunu açıkça ifade etmiştir.
Kast, bilme ve isteme olmak üzere iki unsurdan oluşur. Bilme, failin iradesiyle yaptığı hareketin ve ondan doğabilecek sonucun ne olduğunu bilmesi, tanıması, bu konuda bilinçli davranmasıdır[38]. İrade unsuru denilen kastın isteme unsuru ise[39], failin bildiği, öngördüğü hareketi ve o hareketten doğacak neticeyi arzulaması elde etmeye yönelik irade göstermesidir[40]. Öte yandan kast, suçun icrası sırasında var olmalıdır[41]. Nitekim insan öldürme suçunda faildeki kast suçun işlendiği sırasında olmalıdır. İcrai hareketler bittikten sonra ortaya çıkacak bir kast önem arz etmez.
5237 sayılı TCK kastı ikiye ayırarak tanımlamış olup olası kast durumunda daha hafif bir cezaya hükmetmiştir.
a.Doğrudan Kast
Failin gerçekleşmesini istediği sonuçlara ilişkin olan doğrudan kast[42], fail işlediği suçun maddi unsurlarının bütününü düşünmüş, öngörmüş ve dolayısıyla, bütün bunlar hakkında bilgiye sahip olmuşsa[43] belirli bir netice veya neticeler fail tarafından istenildiğinde söz konusu olur[44]. Bir başka deyişle, sonuç failini istediği sınırlar içinde kalmış ise doğrudan kasttan söz edilir.
Zorunlu yan neticeler bakımından da kast doğrudan kasttır. Bir suçun işlenmesi kararlaştırılış, bu suçun maddi unsurları ve özellikle işlenen fiilin günlük hayat tecrübelerimize göre mutlak surette sebebiyet verebileceği neticeleri öngörülmüş ise; fail doğrudan kastla hareket etmiştir[45].
Olası kast, TCK’ nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenmiştir. Türk Ceza kanunu’nda olası kast “kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır” olarak tanımlanmaktadır(TCK 21/2 m.)
Failin hareketinin belli bir neticeyi meydana getirebileceğini öngördüğü halde, bu hareketi yapmaktan kaçınmaması, olursa olsun demesi halinde olası kast vardır[46]. Fail tarafından, muhtemel hatta sadece mümkün olarak öngörülen sonuçlara ilişkin kast olası kasttır[47].
Olası kastın doğrudan kasttan farkı neticenin istenmiş değil göze alınmış olmasıdır. Başka bir deyişle asıl gerçekleşmesi istenen neticeye eklenen fakat aynı sebepten doğan diğer neticeler bakımından dolayısıyla kast vardır[48]. Örneğin, kalabalık bir ortamda sadece bir kişinin öldürmesi için ateş etmesidir. Birçok durumda fail asıl hedefini vurmak için ateş ederken aynı doğrultuda ya da çok yakınında bulunan diğer şahıslarında isabet alabileceğini öngörür. Aslında fail bunların isabet almasını istemez. Ancak hedefine ulaşmak için diğer şahıslarında vurulmasını göze alır. İşte burada olası kastın çok açık örneklerinden biri mevcuttur.
Faildeki kastın yoğunluğu az olduğundan dolayı, olası kastın saptandığı insan öldürme suçlarında fail hakkında müebbet ceza yerine daha hafif bir cezaya hükmedilir. Bu durum ise adalet dengesi ve kastın yoğunluğu bakımından daha yerinde olduğu kanısındayız.
Failin kastın saptanması failin alacağı cezada çok esaslı sonuçlara sebebiyet vereceğinden çok önemli bir konuyu oluşturmaktadır. Örneğin ölüm neticesi gerçekleşmeyen bir eylemde, fail kasten insan öldürmeye teşebbüsten mi yoksa kasten adam yaralama suçundan mı sorumlu olacağı kastın saptanmasıyla alakalıdır. Öte yandan, öldürme kastının ne zaman var bulunmuş sayılacağı hakkından genel bir kural konulamaz; olaylara göre ve dış koşullardan çıkarmak suretiyle kastın var olup olmadığını karar vermek gerekir[49].
Kastın belirlenmesi uygulama ve Doktrinde çok ölçütlüdür. Failin olay öncesi, olay sırası ve olaydan sonraki davranışları kastın belirlenmesinde önemli ölçütlerdir[50]. Yargıtay göre adam öldürmeye teşebbüs ve yaralama suçlarının birbirinden ayıran ölçüler; fail ile mağdur arasındaki husumetin nedeni ve niteliği, failin saldırıda kullandığı saldırı aletinin mahiyeti, atış ve darbe sayısıyla mesafesi, mağdurun vücudundan meydana getirilen yaraların yerleri ile nitelik ve nicelikleri, hedef seçme imkanının olup olmadığı, olayın akışı ve sebebi, failin işlemeye kastettiği cürmün meydana gelmesine iradesi dışında engel bir halin olup olmadığıdır[51].
Kastın Saptanmasında Kullanılan Ölçütler:
Öldürme kastının belirlenmesine önemli ölçütlerden biri failin suçta kullandığı suç aletidir. Suç aletiyle ilgili olarak öldürmeye elverişli olma derecesi göz önünde tutulmaktadır. Öte yandan suç aletinin objektif olarak elverişli olup olmadığı da ayrıca göz önünde bulundurulmalıdır[52]. Ayrıca insan öldürmenin tamamlanmadığı hallerde, fiilin teşebbüs derecesinde kalıp kalmadığını belirlemek bakımından, kullanılan aracın niteliği önemlidir[53]. Suç aleti elverişli olmadığından, insan öldürme kastı da olsa fail, adam öldürmeye teşebbüsten değil; yaralamadan dolayı cezalandırılır[54].
Mağdurda neden olunan yaraların doğası, durumu, isabet noktası ve yara sayısı, başka bir ifadeyle atış veya darbe sayısı kastın belirlenmesinde bize yardımcı olan ölçütleridir[55]. Örneğin baş veya göğüs bölgesine yönelik bir saldırıda failin kastının insan öldürme olduğu söylenebilir.
Eylemden kısa bir süre sonra mağdurun yaşamsal tehlikesi bir kereliğine olsa da oluşmuşsa failin kastının öldürmeye yönelik olduğu söylenebilir[56]. Yalnız hayati tehlike kıstasının olup olmadığı hekimden hekime değişebilmekte hatta bazen hayati tehlike olmamasına rağmen mağdur ölebilmektedir.
Fail ile mağdur arasındaki mesafe ve olay yerinin özelliği kastın saptanmasında bir diğer ölçütlerdir. Ateşli silahlarda atış uzaklığına göre bir sonuca varmak silahın etki alanına ve cinsine de bağlıdır[57]. Örneğin failin mağdurun yakınında olmasına rağmen mağdurun hayati yerlerine ateş etmemesi failin kastın adam öldürmeye yönelik olmadığı gösterir.
Olay yeri ve olayın zamanı kastın saptanmasında bir diğer etkendir. Örneğin karanlık bir ortamda rastgele ateş edilmesi durumunda kastın yaralama olduğu söylenebilir.
Sanık ile mağdurun arasındaki yakınlık ilişkisi kastın saptanmasında bize yardımcı olan bir diğer ölçüttür.
Fail suçu işlerken ya da işlemeden mağdura söyledikleri kastının belirlenmesine yardımcı olur. Örneğin fail ateş esnasında “cezanı çekeceksin” sözleriyle kastını açıkça ortaya koymuştur.[58]
Olayın nasıl geliştiği ve sona erdiği de, kastın saptanmasında önem arz eder. Örneğin failin imkanı olmasına rağmen ateşe devam etmemesi, yaralama kastı olarak değerlendirilebilir.
Fail hareketleri yarıda bıraktığı hallerde, bunun sebebi kastının tespitinde rol oynayabilir. Örneğin failin elinde imkan olmasına rağmen, hareketlerini sonlandırmayıp, yarıda bırakması yaralama kastına işaret eder.
Bir haksızlık olarak suçun bir unsuru da, hukuka aykırı olmasıdır. Hukuka aykırılık, işlenen ve kanundaki tarife uygun bulunan fiile hukuk düzenince cevaz verilmemesi, bu fiilin mubah sayılmaması, yalnız ceza hukuku ile değil, bütün hukuk düzeni ile çelişki ve çatışma halinde bulunması demektir[59]. Bununla birlikte hukuka aykırılık suç teşkil eden fiilin bir vasfıdır[60]. İnsan öldürme suçlarında hukuka aykırılık unsuru kasten bir kişiyi öldürmektir.
TCK’nun “Ceza Sorumluluğunu Kaldıran ve Azaltan Nedenler” başlıklı ikinci bölümünde, “Hukuka Uygunluk Sebepleri” düzenlenmiştir. Bu bölümde yer alan meşru müdafaa halinde hukuka aykırılık durumu söz konusu olmayıp söz konusu eylem hukuken meşru başka bir ifadeyle suç teşkil etmeyen bir eylemdir. Öte yandan yetkili mercinin emrinin ifa, kanun hükmünü icra (Polis Vazife Salahiyet Kanunu’nun silah kullanma yetkisinin verdiği durumlar) ve hakkın icrası hukuka uygunluk nedenleri arasında gösterilir. Öte yandan talep üzerine öldürme (ötenazi) olduğu durumlar hukuka uygunluk teşkil edemeyecektir. Zira Ceza Kanunumuz bireyin rızasına dayanan adam öldürmeleri de cezalandırmaktadır.
Bu suç teşebbüse müsaittir. Önceden de değindiğimiz gibi ölüm gerçekleşmediği hallerde failin kastına bağlı olarak fail ya kasten adam öldürmeden ya da yaralamada sorumlu olur.
Teşebbüs halinden kalmış bir suçun söz konusu olabilmesi için, failin suçta kullandığı araçların ve hareketin mutlak surette elverişli ve suç konusunun da herhalde mevcut olması lazımdır[61]. Bununla birlikte failin suçta kullandığı aracın elverişli olup olmadığı bilmesi şart değildir.
Suçun tamamlanmadığı durumlarda ceza miktarı belirlenirken, yapılan hareketin ulaştığı gerçekleşme aşamasından ziyade, fiilin doğurduğu zarar veya tehlikenin ağırlığı dikkate alınmalıdır[62]. Çünkü bir olayda icra hareketleri bitmemesine rağmen ortaya çıkan zarar veya tehlike, icra hareketlerin bitmesinden sonra meydana gelen zarar veya tehlikeden daha ağır olabilir[63].
Kasten adam öldürme suçunda, iştirakin her hali mümkün olup, suçu birlikte işleme, azmettirme ya da yardım etme biçiminde her türlü iştirak mümkündür. Örneğin birden fazla fail bir araya gelip birinin ya da birden fazla mağdurun öldürürlerse aralarında müşterek faillik olur. Çünkü failler müştereken bu suçu işlemişlerdir. Öte yandan suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur. (TCK 37/2 m) Niteliğini anlamayan bir kimsenin, bilmeden, ölümü sonuçlayabilecek bir fiili bizzat kendisine karşı işlemeye yöneltilme halinde de, dolayısıyla faillik yoluyla adam öldürme suçun maddi unsuru gerçekleştirilmiş olur[64].
Ölüme neden olan darbelerin suç ortağı faillerden hangisi ya da hangileri tarafından gerçekleştirildiğinin saptanmaması durumunda bütün faillerin gerçekleşen ağır sonuçtan sorumlu tutulmaları gerekir[65].Çünkü bütün suç ortakları fiilin işlenişi üzerinde ortak hakimiyet kurmuşlardır.
Kasten insan öldürme suçlarında zincirleme suç hükümleri uygulanmayacağını Türk Ceza Kanununu açıkça ifade etmiştir. (TCK 43/3 m.) Zaten zincirleme suçtan söz edilebilmesi için, birden çok suçun değişik zamanlarda gerçekleşmiş olması gerekir. Zaten bu husus için insan öldürme suçları için olanaksızdır. Dolayısıyla kanunda yazılmamış olsa dahi insan öldürme suçunda zincirleme suç hükümleri uygulanamayacaktır.
Türk Ceza Kanunu, kasten adam öldürme suçunun basit halinin cezası müebbet hapistir. Nitelikli halleri için ağırlaştırılmış müebbet hapistir.
Haksız tahrik halinde failin cezasında indirim yapılacaktır. Öte yandan haksız tahrik hükümlerini yanılgı ve sapma durumunda haksız tahrik hükümleri uygulanacaktır. (TCK 30/3 m.)
Kasten insan öldürmenin olası kastla işlenmesi durumunda TCK 21/2 m. gereğince yirmi yıldan yirmi beş yıla kadar hapis cezası sanık hakkında tayin edilecektir.
Kasten insan öldürme suçu re’sen takip edilir. Bundan dolayı şikayete tabi bir suç değildir.
İKİNCİ BÖLÜM
SUÇUN NİTELİKLİ HALLERİ
Türk Ceza Kanununda kasten insan öldürme suçunun nitelikli halleri sınırlı sayıda ve kazuistik olarak sayılmıştır. Dolayısıyla bu hallerin dışında cezanın artırılması söz konusu olamayacaktır. Buna paralel olarak bu hallerin varlığı halinde ise hakim bunları zorunlu olarak uygulayacaktır. Çünkü nitelikli hallerin varlığımda hakimin takdir yetkisi yoktur.
Türk Ceza Kanunu’nun öngördüğü en ağır ceza türü olan ağırlaştırılmış müebbet hapis adam öldürmenin nitelikli halleri için uygulanacaktır. Nitelikli haller için bir ayrım söz konusu olmayıp hangisi olursa olsun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası uygulanacaktır.
TCK 82. maddesinde 765 sayılı TCK’nin 449. ve 450. maddelerinde mevcut olmayan yeni bazı ağırlaştırıcı sebebe yer verilmesini yanında, söz konusu maddelerde yer alan bazı hususlara yer verilmemiş bazıları ise değiştirilerek alınmıştır.
Fiilin;
işlenmesi hali eski TCK’da mevcut değildir. . Bunun nedeni olarak, basit kasten öldürme suçunun cezasının artırılmış olması dolayısıyla, bu hallerin ağırlaştırıcı neden olarak düzenlenmesine gerek görülmemiş olduğu da düşünülebilir[66].
765 sayılı TCK’nin 449 ve 450. maddelerinde öngörülen ve ağırlatıcı sebep olarak öngörülen fiilin;
halleri yeni kanuna ağırlaştırıcı sebep olarak alınmamıştır.
Kasten öldürme suçunun zehirlemek suretiyle işlenmesi halinde basit kasten öldürme suçu (md.81) uygulanacak, birden fazla kimselerin öldürülmesi durumunda ise gerçek içtima kuralları uygulanarak her mağdur için ayrı ayrı 81. madde gereğince ceza tayini yoluna gidilecektir. Bu son durumda, faile uygulanacak olan ceza gerçek içtima kuralları dolayısıyla daha ağır olacaktır. TBMM üyeleri ve memurlar bakımından 82/1-g maddesinde “kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle” öldürülmesi hükmü konulmak suretiyle, eski kanunumuza göre ileri bir adım atılmış bulunmaktadır[67]. Bu suretle, soyut olarak milletvekili veya memurun öldürülmesi yeterli olmayacak, ancak bu kimselerin görevleri dolayısıyla öldürülmesi cezanın ağırlaştırılmasını gerektirecektir. Nitekim madde gerekçesinde bu husus şöyle ifade edilmektedir: “Suçun salt kamu görevlisine karşı işlenmesi yeterli değildir; mağdurun, görevinin gereklerine uygun davranılması dolayısıyla öldürülmesi gerekir. Hatta, kamu görevliliği sıfatı sona ermiş olsa bile, kişinin kamu görevinin gereklerine uygun davranması dolayısıyla öldürülmesi hâlinde de bu nitelikli unsur oluşacaktır”.
Eski kanunumuzun 450/7, 8 ve 9. bentlerinde sayılan hususlardan ise sadece “bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak veya işlenmesini kolaylaştırmak amacıyla” kasten öldürme suçunun işlenmesi bir ağırlaştırıcı neden olarak kanunda yer almıştır (md. 82/1-h). Esasen yeni kanunun bu hükmü somut olayda yerine göre eski kanundaki “bir suçtan hasıl olacak faydayı elde etmek; bu gayeye vasıl olmak maksadıyla yapılan ihzaratı saklamak; kendisinin yahut başkasının cezadan kurtulmasını temin” hallerini de kapsayabilecektir.
Çalışmamız kapsamı nedeniyle kasten insan öldürme suçunun nitelikleri halleri arasında sadece kan gütme ve töre saikleri işlenecektir. Çünkü iki saikin birbiriyle olan bağlantısı ile yakınlığı ve doğu toplumlarında şiddetini gösteren saikler olması nedeniyle bu iki ağırlaştırıcı neden seçilmiştir.
Genelde Anadolu toplumunun özelde Doğu ve Güneydoğu toplumumuzun kendi değer yargılarından kaynaklan iki türlü tipik şiddet kullanımı olduğu söylenebilir. Bunların ilki kan davası diğeri töreden kaynaklanan namus cinayetleridir. Bu bölümde inceleyeceğimiz kan davası saiki adam öldürmede öyle bir saiktir ki çok uzun yıllar boyunca bu saikle adam öldürülebilir.
Hukukta saik, neden, sebep, güdü, etken, amil, amaç olarak tanımlanmaktadır[68]. Bir diğer ifadeyle saik, suçun işlenmesine neden olan gerekçedir[69]. Kan davası saiki ise öldüren ile öldürülen arasında hiçbir sübjektif ilişkinin bulunmadığı ve insan öldürmenin adeta bir görev içinde işlenmesidir[70].
Doktrinde kan davasıyla ilgili çok çeşitli tanımlar verilmiştir. Bir tanıma göre ise, kan davası aile bireyleri arasındaki ilişkilerin sıkı olduğu toplumlarda öç alma duygusundan kaynaklanan, misilleme biçiminde karşılıklı cinayetlerle süren aile ve gruplar arası ölümlü çatışmalardır[71]. Bir diğer tanıma göre, kan davası, bir aile kabile veya aşiretin üyelerine karşı, başka bir aile, kabile veya aşiret üyelerinin çeşitli nedenlerle duydukları kin dolayısıyla birbirlerinin hayatlarına son vermeleridir[72]. Bir başka tanıma göre de kan davası, failin evvelce öldürülen bir kimsenin intikamını almak maksadıyla, ilk öldürme fiilinin husule getirdiği elem ve hiddetin tesiri altında olmaksızın, öldüren tarafa mensup bir şahsı kasten öldürmesidir[73]. Bir diğer tanım ise, kan davası, failin bir akrabasını daha önce öldürmüş bulunan kimseni veya önceki öldürme eyleminin failin bir akrabası olan kimsenin öldürülmesini öngören bir gelenek olarak da tanımlanmaktadır[74]. Yargıtay’a göre ise, kan davası daha önce öldürülen kimsenin intikamını almak için bir kimsenin görev bilinci içinde öldürülmesidir[75]. Yukarıda tanımlardan hareketle kan davasıyla ilgili şu tespit yapılabilir. Kan davası daha önce öldürülen kimsenin intikamını almak için bir ya da birden fazla kimsenin görev bilincinden öldürülmesidir.
765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 450. maddesine 1953 yılında 6123 sayılı Kanun ile kan davası ağırlaştırıcı bir neden olarak kabul edilmiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 82/j bendinde kasten insan öldürmenin ağırlaştırıcı nedeni olarak yerini korumuştur. Kan gütme saik hükmünün gerekçesi ise:
“(i) bendine göre; yerleşmiş Yargıtay kararlarında da kabul edildiği üzere, kan gütme saikiyle öldürme hâlinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmedilmesi, fiilin sadece kan gütme saikine bağlı olarak işlenmiş olması hâlinde söz konusu olabilecektir. Ancak, belirtilmelidir ki, haksız tahrikin koşullarının bulunduğu hâllerde, bu bent hükmü uygulanamaz”.
Ayrıntı bir gerekçe içermeyen hükmün gerekçesinde göze çarpan husus, fiilin sadece kan saiki işlenmesidir. Öte yandan kan davası saiki, suçun işlenmesine neden olan gerekçe ve kişisel hesaplardır[76]. Suç tipinde ki belirlenen eylemin yapılmasına yönelik kararın alınmasına etkendir[77].
Burada en önemli etken failin öç alma duygusuyla hareket etmesidir. Kan davasında failde acı ve öfke duygusu yerine öç alma eş deyişle intikam duygusu hakimdir[79]. Kin ve husumet, intikam alma duygusu kişini ruhunu o derece kaplamıştır ki, her şeyi göze alarak, birinci suç failini ya da onun mensubu olduğu gruptan, aileden başka birisini tutkusu altına girdiği ihtirasın etkisiyle öldürmekte ve bunu adeta bir görev bilinci ile yapmaktadır[80]. Dolayısıyla önceden bir adam öldürmenin gerçekleşmiş olması şarttır[81]. İntikam almaya yönelik bu eylem ilk öldürme eyleminin etkisi altında işlenmiş olmalıdır[82]. Burada etken saik intikam olmalıdır[83]. Nitekim kan gütme saikinin ağır cezalandırılmasının nedeni, öç ve intikam almayı önlemektir. Kanımızca bu saikini en belirleyici özelliği görev bilinciyle ve intikam almak amacıyla harekete geçmektir.
Yargıtay içtihatları incelendiği zaman ortaya çıkan bir başka sonuç ise, kan gütme saikinin kabul edilerek failin ağır cezalandırılabilmesi için, failin münhasıran bu saik ile hareket etmiş olması gerekmektedir[84]. Süreklilik kazanan Yargıtay içtihatlarına göre kan gütme saikiyle adam öldürme suçunun kabul edilebilmesi için öldürmenin münhasıran bu saikle işlenmesi gerektiği, öldürenin öldürülmesi olayında önceki olayın elem ve öfkesinin göz ardı edilemeyeceği ve inzimam eden tahrik nedeninin kan gütme saikini bertaraf edeceği kabul etmiştir[85].
Kan gütme saikinin varlığını kabul edebilmek için, olayda başka bir saikin bulunup bulunmadığı araştırılması ve ancak münhasıran kan gütme saikinin etkisiyle fiilinin işlendiği kesin olarak saptanırsa bu bent hükmü uygulanmalıdır[86]. Kan gütme saikinin yanında başka saikler bulunması halinde bu bent uygulanmayacaktır. Sonuç olarak intikam almaya yönelik, kan gütme saiki ile işlenen fiil, ilk öldürme eyleminin etkisi altında işlenmemiş olmalıdır. Başka bir ifade ile fail önceki öldürmeden kaynaklanan acı ve elem altında eylemini gerçekleştirmiş olmamalıdır[87].
Önceki eylemin mağduruyla sonraki eylemin faili arasında akrabalık veya yakınlık ilişkisinin varlığı gerekmektedir[88]. Yargıtay’a göre failin, mağdur ile akrabalık ilişkisi içinde olmasına gerek yoktur. Gerçi Yargıtay eski tarihli bir kararında[89] bu hususu aramış ise de artık aramaktadır[90]. Kanımızca yeni tarihli Yargıtay kararları isabetli olup, fail ile mağdur arasında yakınlık ilişkisi olması yeterli olup, akrabalık ilişkisi şart değildir.
Öldürme eylemi kan davasından kaynaklanmalıdır[91].Öldürme eylemiyle ile kan davası arasında bir nedensellik ilişkisi bulunmalıdır[92]. Başka bir deyişle fail, ilk öldürme eyleminin neticesinde hareket ederek öldürme eylemini gerçekleştirmelidir.
Fail ile maktulün mensup oldukları gruplar arasında bir kan davası bulunsa bile, olayda failin kapıldığı ani bir tehevvür ile veya başka bir nedenle öldürme suçunu işlediği hallerde, kan gütme saiki kabul edilmeyecektir[93].
Bir kasten öldürme eyleminin kan gütme saikiyle işlendiğinden bahsedilebilmesi için iki taraf arasında önceden bir öldürme olayının gerçekleşmiş olması ve bu olayın üzerinden çok kısa olmayan bir sürenin geçmiş olması gerekmektedir[94]. Hakim bu zaman aralığını somut olayın özelliğine göre takdir eder[95].İlk öldürme eyleminin etkisi altında ve uzun zaman geçmeden işlenen ikinci öldürme eyleminde kan gütme saikinin varlığı, Doktrinde ret edilmektedir[96]. Bundan dolayı hakim karşılıklı öldürmenin ilk öldürmenin meydana getirdiği acı ve elemin etkisiyle mi, yoksa ailevi ve toplumsal bir yükümlüğün etkisiyle mi işlediğini araştırmalıdır[97]. Gerçekten de gerek Doktrin gerek Yargıtay[98], karşılık öldürmenin ilk öldürmenin meydana getirdiği acı ve elemin etkisiyle mi, yoksa ailevi ve toplumsal bir yükümlülüğün etkisiyle mi işlendiğine dikkat etmektedir[99].
Doktrinde ki bir başka görüşe göre ise zaman aralığı sadece faktörü sadece kan gütme saikinin ispatında rol oynayabilir. Eğer kan gütme saiki ispat edilmiş ise artık arada geçen zaman aralığının bir anlamı yoktur. Kan gütme saikinin ispatında zorluklar yaşanıyorsa ancak o zaman, zaman aralığı yol gösterici olabilir[100].
Doktrinde, ilk öldürme eyleminin saiki tartışmalıdır. Bir görüşe göre “ilk öldürme eyleminin de kan gütme saikiyle işlenmiş olması gerekir[101]” Aksi görüşü savunan yazarlara göre ise, ilk öldürme eylemi herhangi bir saikle işlenmiş olabilir. Olayların çoğunda da zaten başka bir saikle adam öldürme eylemi işlenmiş olur ve böylece kan davası başlar[102].
İlk öldürme eyleminin kan gütme saikiyle işlenip işlenmemesi önemli değildir. Nitekim çoğu zaman ilk öldürme eylemi herhangi bir nedenden dolayı işlenebilmekte ve kan davası bu nedenle başlamaktadır[103]. Öte yandan ilk öldürmenin taksirle mi ya da kasten mi işlediğinin de önemi yoktur. Önemli olan ikinci öldürmenin kan gütme saikiyle işlenmiş olmasıdır[104]. Bu nedenle hükmün amacı göz önünde tutulduğu zaman bu nitelikli hal, ilk öldürme taksirle işlenmiş olsa dahi uygulanabileceği kanısındayız.
Madde gerekçesinde açıkça “Ancak, belirtilmelidir ki, haksız tahrikin koşullarının bulunduğu hâllerde, bu bent hükmü uygulanamaz” denildiği için haksız tahrikin koşulları varsa kan gütme saiki uygulanamayacaktır. Nitekim Yargıtay uygulaması haksız tahrik hükümlerin kan gütme saikinde uygulanmayacağı yönündedir[105] .
Doktrinde bir görüşe göre kan gütme saiki halinde haksız tahrik hükmü uygulanamaz[106]. Zira kan gütmede fiil, evvelki öldürme cürmünden duyulan elem ve hiddet ile değil, sadece ve yalnız intikam almak saiki ile işlenir[107]”. Diğer bir ifadeyle kan gütme ile haksız tahrik hükümleri aynı anda uygulanamaz. Zira burada sadece intikam almak saiki söz konusudur. Dolayısıyla kan gütme saikiyle insan öldürme suçunun oluşabilmesi için, somut olayda haksız tahrikin koşullarının bulunmaması gerekir.
Kan gütme saiki ile hareket eden fail hakkında TCK 62. maddenin uygulanıp uygulanamayacağı tartışmalıdır. Doktrinde, ilk öldürme eyleminin varlığının takdiri indirim nedeni olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, zira bunun kan gütme saikinin cezayı artıran nitelikli hal olarak kabulünün arkasında yatan amaca aykırı olacağı ileri sürülmektedir[108].
Takdiri indirim sebebinin uygulanmasını gerektiren yazarlara göre ise, hakime yetki verilmiştir ve bunun uygulanması ihtiyaridir. Hakimin bu yetkisinin önünün en baştan kesilmesi doğru değildir[109]. Uygulama ise kan gütme saikiyle işlenen eylemlerde takdiri indirimi kabul etmemektedir[110]. Doktrinde bazı yazarlara göre kan gütme saikinin varlığına rağmen genel takdiri indirim olan TCK 62. maddesinin uygulanabileceğidir[111]. Hakim failini bu cezasını bu hüküm gereğince indirmelidir. Kanımızca da takdiri indirim hakimin bir nevi tekelinde olduğunda somut olayda uygulanma koşulları varsa uygulamalıdır.
Kan gütme saiki ile adam öldürme suçunda önem arz eden bir başka nokta ise, aileler ve gruplar arasında meydana gelmiş ilk suçun adam öldürme suçu olması gerekmektedir. Bu suç adam öldürme kastı ile gerçekleştirilmiş ancak teşebbüs derecesinde kalmış olması halinde, ikinci suçun kan gütme saiki ile işlenmiş olduğu kabul edilmez. Uygulamaya göre kan gütme saikinde öldürülen kimsenin intikamının alınması söz konusudur, bu itibarla ortada bir ölüm neticesi yoksa bu nitelikli hal uygulanamaz[112] . Doktrin bu noktada Yargıtay’dan farklı düşünmektedir ve bu nedenle eleştirmektedir. Şöyle ki, kan gütme saiki ile eylemin tamamlanamaması arasında bir bağlantı kurmak doğru değildir. İlk eylemin teşebbüs aşamasında kalmış olması önemli değildir[113]. İlk eylemin teşebbüs aşamasında kalmış olmasının önemsiz olduğu, kan gütme saikiyle eylemin tamamlanmasının arasında bir bağlantı kurmanın doğru olmadığı ve ikisi arasında bağlantı bulunmadığı buna rağmen ikinci eylemin kan gütme saikiyle işlenebileceği savunulmuştur[114].
III. Töre Saiki
A.Genel Olarak
Türk Ceza Kanunu 82-k bendinde yeni bir hükümle kasten adam öldürme suçunun töre saikiyle işlenmesi durumunda failin cezasını artırılmasını öngörmektedir. Nitekim maddenin gerekçesi ise:
“Nihayet, (j) bendine göre; töre saikiyle öldürme hâlinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmedilecektir. Ancak, bu hükmün uygulanabilmesi için, somut olayda haksız tahrikin koşullarının bulunmaması gerekir”.
Son zamanlarda medyaya çok yansıyan ve töre cinayeti olarak nitelendirilen insan öldürme fiillerini önlemek amacıyla bu ağırlaştırıcı neden öngörülmüştür[115].
Töre saikiyle adam öldürmenin işlenmesi ise, kan gütme gibi, kötü geleneklerden kaynaklanan ve faillerin genellikle koca, baba, kardeş gibi yakın erkek akrabaların; mağdurların ise çoğunlukla kadın olduğu suçların daha ağır cezalandırılarak önlenebilmesi amacıyla kanuna eklenmiştir. Ancak bu konuda töre saikinin tespiti önem kazanmaktadır. Kanun töre saikinin nasıl belirleneceğine ilişkin herhangi bir ölçüt vermemiştir. Bunun için bazı kriterlerden yararlanılabilirse de, somut olayda tespit edilmesi oldukça zordur[116]
Töre saikiyle işlenen adam öldürme suçunu, bazı ailelerin veya erkeklerin, duygu ve bedenleri üzerinde belirleyici hakka sahip olduklarına inandıkları aile üyesi kadın, kız, kardeş, eş ve hatta yakın akrabalarından birini, kendi iradesi veya iradesi dışında karşı cinsle yaşadığı bir olay veya ilişkiyi, ailenin veya bulunduğu toplumsal çevrenin egemen gelenek veya töre değerlerine aykırı sayarak, namus ve şereflerine leke sürüldüğü, gerekçesiyle aile meclisi kararı veya aile büyüklerinden birinin ya da bunlardan bağımsız olarak erkeğin (istisna durumlarda kadın akrabanın) karar vererek öldürmesi şeklinde tanımlayabiliriz.
Töre saikinin olduğu yerde tasarlama olacağında Doktrinde bu hükmün ayrıca gerekli olmadığı savunulmuştur. Çünkü töre saiki aile meclisi kararıyla olduğunda ki buda tasarlamaya işaret ettiğinde ayrıca bu nitelikli halin gerekmediği savunulmuştur[117]. Kanımızca, bu saikte belirleyici unsur, suç öncesi aile meclisi tarafından alınan kararı olduğunda ve bu karar ise tasarlamaya ilişkin olduğundan ayrıca töre saikinin cezanın nitelikli hali olarak düzenlemesine gerek olmadığına inanmaktayız. Nitekim töre saikin olduğu yerde tasarlamanında olduğu kanısındayız.
Suçun faili dışında, aile meclisi kararı dolayısıyla bu kararı alan kimselerin veya kararın icrası sırasında herhangi bir şekilde rol oynayan kişilerin de azmettiren veya yardım eden sıfatıyla cezalandırılacaktır[118]. TCK’nun 37. maddesi uyarınca suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur. Kusur yeteneği olmayanların suçun işlenmesinde araç olarak kullanan kişini cezası, üçten birden yarısına kadar artırılır. Bunun yanında TCK 38. madde uyarınca üstsoy ve altsoy ilişkisinden doğan nüfuz kullanmak suretiyle suça azmettirme halinde, azmettirenin cezası üçte birden yarısına kadar artırılır. Çocukların suça azmettirilmesi durumunda, bu fıkra hükmüne göre cezanın artırılabilmesi için üstsoy ve altsoy ilişkisinin varlığı aranmaz[119].
Töre, bir toplulukta benimsenmiş, yerleşmiş davranış ve yaşama biçimlerinin, kurallarının, görenek ve geleneklerin, ortaklaşa alışkanlıkların, tutulan yolların bütünü olarak tanımlanmaktadır[120].
Töre cinayetleri birçok nedenden kaynaklandığı kuşkusuzdur. Bu nedenlerin en başında doğu toplumların örf adetlerin tespiti yapılsa da biz bu tespite katılmıyoruz. Çünkü örf adetler tanımına baktığımızda belli bir süre zarfında devamlılık arz edip ve toplumun çoğunluğu tarafından doğruluğu benimsenen kurallar olarak tanımladığımızda töre cinayetlerinin, doğu toplumlarının örf âdetiyle alakası olmadığı tespitini yapabiliriz. Zira töre cinayetleri her ne kadar toplumda süreklilik arz etse de toplumun büyük çoğunluğu tarafından benimsendiği söylenemez. Ayrıca töre cinayetlerini toplumun örf ve adet hukukuyla bağdaştırdığımızda, bu cinayetlerinin bir noktada meşrulaştırırız. Böyle bir durum ise hukuk devletinde kesinlikle kabul edilemez.
Töre cinayetlerinde öne sürülen bir diğer neden ise İslam dininde kadının statüsüdür. Bunu iddia edenlere göre İslam’da kadın erkeğin namusu ve erkeğe emanet edilmiş bir meta olduğunda kadının böyle bir eyleme girişmesi ya da maruz kalmasının cezasız kalmaması gerektiğidir. Oysa İslam dini, bu tür cinayetleri meşrulaştırmadığı gibi masum bir kişini öldürülmesini bütün insanlığı öldürmekle eşdeğer saymıştır.
Esas itibariyle töre cinayetlerinin kültür ve geleneklerinin kadınlar için koyduğu kurallara uyulmamasıdır[121].Böylece erkeklere itaat etmemenin bu cinayetlerinin temel nedeni olduğu ifade edilmektedir[122]. Bu tanım gerçekçi bir tanımda olsa eksik olduğunu düşünmekteyiz. Zira töre cinayetlerden kimi zaman cinayeti azmettirenin kadın olduğu gözlemlenmektedir. Bu durum ise bu tür cinayetlerin sadece erkek hegemonyasına dayalı olmadığı mevcut inançların aykırılığından kaynaklandığı tespitini yapabiliriz. Aynı zamanda bu tür cinayetlerde toplumun ve çevreninde baskısı olup, bazen bu baskılar yüzünden cinayet işlenebilmektedir.
Aile ileri gelenlerini rızası alınmaksızın, özellikle genç kız ve evli kadınların karşı cinsle ilişki kurması, evlenmesi veya kaçması gibi olayların aile onurunu kırdığı gerekçesiyle, aile meclisi kararıyla bu kız veya kadınlarını öldürülmesi kararı alınmakta ve bu kararı da çoğunlukla ailenin erkeklerinden biri icra etmektedir[123]. Aile meclisi kararı olamadan olayların gelişimiyle ortaya çıkan ani bir kararla insan öldürmesinde bu hüküm uygulanmaz[124]. Kanımızca aile meclisi ya da en azından bir aile büyüğünün kararı olmadan böyle bir saik uygulanamaz. Öte yandan burada aile kavramı, alt soy ve civar hısımlığı değil, geniş anlamda aileyi kapsamaktadır[125].
Burada öldürülen kişinin suçlu ya da suçsuz olması(örneğin; kaçması ya da tecavüze uğraması) gerekmez. Bu suçun oluşması için önemli olan bir töre kuralına dayanılarak kişinin öldürülmesidir.
Mağdurun cinsiyeti sadece kadın olmalı mıdır sorusuna cevap olarak; bu suçun mağduru genelde kadın olsa da bazen erkek olduğunu da görebilmekteyiz. Nitekim kadının bir erkeğe kaçması ya da erkek tarafından kadına tecavüz edilmesi hallerinde kimi zaman kadının yanında erkekte öldürülmektedir. Bundan dolayı töre cinayetlerinde çoğu zaman maktul kadın da olsa erkekte bu tür cinayetin maktulü olabileceği kanısındayız.
Töre saiki nedeniyle işlenen kasten insan öldürme suçundan önce, kadının mutlaka bir erkekle bir ilişki yaşaması gerekir. Bu ilişkinin türünün önemi olmadığı kanısındayız. Nitekim bu ilişki tecavüz olabildiği gibi kadının kendi rızasıyla dayanan cinsel bir ilişki de olabilir Hatta cinsel ilişkiyi içermeyen ilişki de olabilir.
Bu ilişki neticesinde kadın kirlenmiş olarak addedildiğinden dolayı aile meclisi kararıyla infazına karar verilmektedir.
Bu suçun faili öldürme eylemini gerçekleştirdikten sonra alınlarına sürülmüş namus ve şerefinin temizleyeceği inancını taşıması gerekir. Zaten bu inanç faili öldürme eylemine götürmektedir. Ayrıca failde, toplumda kaybettiği saygınlığı tekrar kazanacağına dair inancı vardır.
1.Haksız Tahrik Hükümlerinin Olmaması
Töre cinayetlerinde TCK 29. sinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin uygulanacağı tartışmalıdır. TCK 82 ve TCK 29 maddelerin gerekçeleriyle birlikte değerlendirdiğimizde, bir suç mağduruna yönelik töre cinayetlerinde haksız tahrik hükümlerinin uygulanmayacağı, diğer hallerde ise uygulanmasında herhangi bir engel yoktur[126]. Örneğin tecavüze uğramış bir kızın öldürülmesinde TCK. 29 söz konusu olamayacaktır.
Töre saiki ile hareket eden fail hakkında TCK 62. maddenin uygulanıp uygulanamayacağı soruna ise yine kan gütme saikinde olduğu gibi kanımızca takdiri indirim nedeninin uygulanmalıdır. Zira Kanunkoyucu TCK 62. maddesiyle hakime yetki vermiş ve bunun uygulamasını da ihtiyari bırakmıştır. Hakimin bu yetkisinin önünün en baştan kesilmesi doğru değildir Hakim failini bu cezasını bu hüküm gereğince indirmelidir.
SONUÇ
Kasten insan öldürme ve bazı nitelikli halleri başlıklı bu çalışmamızın ilk bölümünde konunun daha iyi analiz etmek için yeni TCK’ nunda öngörmüş olduğu sistemde hareketle konuyu maddi manevi ve hukuka aykırılık unsurları olmak üzere üç başlıklı unsura ayırarak incelenmiştir.
Maddi unsur başlığında, hareket, netice, nedensellik bağı, konu, fail, mağdur konuları incelenmiş olup bu konular uygulama ve doktrin boyutlarıyla tartışılmıştır. Özellikle TCK yeni dahil olan kavramlardan biri olan olası kastın insan öldürme suçunda yeri incelenmiştir. Yaptığımız değerlendirmede olası kastın söz konusu suç için elzem bir durum oluşturduğu ve olası kastın olduğu hallerde cezayı indirmenin suç ve ceza dengesi bakımından daha uygun olduğudur.
Çalışmanın ikinci bölümünde suçun nitelikli halleri incelenmiştir. Ancak çalışmanın boyutu itibarıyla bütün nitelikli halleri incelenememiş olup bunlar arasında sadece kan gütme ve töre saiki incelenmiştir. Bu iki saikin incelenmesinin nedeni, iki saikin birbiriyle olan bağlantısı ile yakınlığı ve doğu toplumlarında şiddetini gösteren saikler olması nedeniyle bu iki ağırlaştırıcı neden seçilerek incelenmiştir.
Kan gütme saikinde önemli olan bu saikini tespiti olduğu, salt bu saik olduğu takdirde fail hakkında ağırlaştırıcı nedenin uygulanması gerektiği ve saikinin belirleyici unsurunun görev bilinci ve intikam duygusuyla hareket etme olduğunu tespitinde bulunduk.
Yeni TCK insan öldürmenin töre sakininde bölümünde saikin unsurları ve özel görünüm halleri incelenmiş olup, netice olarak töre saikinin olduğu hallerde tasarlamada olacağından ayrıca bu saikinin düzenlenmesine gerek olmadığına tespitinde bulunduk. Çünkü saikini uygulanabilmesi için ailece alınmış ya da en azında failin almış olduğu karar söz konusu olması gerekir. Nitekim “karar” sözcüğü ise tasarlamaya ait olduğunda, töre saikinin olduğu hallerde tasarlamanın da olduğunu söyleyebiliriz.
Son olarak insan öldürme suçlarında eski yasamıza oranla cezanın ağırlaştırılmış olması üstelik cezanın infazının da yükselmesi yeni TCK’nun insan hayatına verilen önemin bir göstergesi olduğuna inandığımız gibi meydana gelen zarar ile işlenen suç arasında dengenin sağlandığı söylenebilir.
KAYNAKÇA
AKBULUT, İlhan, Yeni Türk Ceza Kanunumuza Göre Kan Gütme Saiki İle Adam
Öldürme, İstanbul, 2006,
ARSLAN, Çetin-AZİZAĞAOĞLU, Bahattin, Yeni Türk Ceza Kanunu Şerhi, Alfa
Yayınları,
ARTUK, Mehmet Emin-GÖKCEN, Ahmet-YENİDÜNYA, A. Caner, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3. Bası, Turhan Kitabevi, Ankara-2007,
ARTUK, Mehmet Emin-GÖKCEN, Ahmet-YENİDÜNYA, A. Caner, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitabevi, Ankara-2006,
CENGİZ, Recep, “Kan Davasının Toplumsal Değer ve Normlar Açıından Sosyolojik Görünümü; Tokat ve Erbaa Örneği”, Sosyolojik ve Hukuksal Boyutlarıyla Töre ve Namus Cinayetleri Uluslararası Sempozyumu, Bildiriler, Editörler: Atalay/Uluğ/Ayak, Diyarbakır 2003
CENTEL, Nur-ZAFER, Hamide-ÇAKMUT, Özlem, Türk Ceza Hukukuna Giriş, 4. Bası, Beta Yayınları, İst-2006,
DARENDE, M. İlhan, Yeni TCK’da Olası Kast ve Bilinçli Taksir, www.turkhukuksitesi.com,erişim tarihi :12.11.2007
DEMİRBAŞ Timur, Ceza Hukuku, Genel Hükümler, 5. Baskı, Seçkin Yayınları, Ankara-2007,
DÖNMEZER, Sulhi, Kişilere ve Mallara Karşı Cürümler, 17. B, Beta Yayıncılık, İstanbul-2004,
DÖNMEZER, Sulhi, ERMAN, Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, Genel Kısım, C:I, 14. B, Beta Yayınları, İstanbul,
DÖNMEZER, Sulhi, ERMAN, Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, Genel Kısım, C:II, 12. B, Beta Yayınları, İstanbul-1999,
EREM, Faruk, Adam Öldürme Cürümleri, Ankara-1982,
EKİNCİ, Mustafa-ÖZCAN, Şerafettin, Kasten Adam Öldürme Suçları, Adalet Yayınevi, Ankara-2004,
ERGİL, Doğu, “Namus Cinayetlerinin Toplum Bilimsel Çözümlenmesi” Seha L. Meray’a Armağan, C.I, Ankara 1981,
EROL, Haydar, İçtihatlı Türk Ceza Kanunu, Barok Matbaacılık, Ankara-1999,
ERMAN, Sahir-ÖZEK, Çetin, Ceza Hukuku Özel Bölüm Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, İstanbul 1994,
GÖZÜBÜYÜK, Abdullah Pulat, Türk Ceza Kanunu Açıklaması, İstanbul 1981,
HAKERİ, Hakan, Kasten Adam Öldürme Suçları, Seçkin Yayınları, Ankara-2007, Gözden Geçirilmiş 2. Baskı,
HAKERİ, Hakan, “Yeni Türk Ceza Kanununda Hayata Karşı Vücut Dokunulmazlığına Karşı Suçlar”, www.ceza-bb.adalet.gov.tr/makale/116. erişim tarihi: 11.11.2007,
İÇEL Kayıhan-EVİK A.Hakan, İçel Ceza Hukuku, Genel Hükümler, 2. Kitap, 4. Bası, Beta Yayınları, İst,
KARAASLAN, Reşit, Kan Gütme Saikiyle Adam Öldürme” www.turkhukuksitesi.com, erişim tarihi: 10.11.2007,
KEYMAN, Selahattin, “ Kan Gütme Saiki İle Adam Öldürme” Türk Hukuku ve Toplumu Üzerine İncelemeler , Ankara 1974,
MERAN Necati, Kişilere Karşı Suçlar, 1. Baskı, Seçkin Yayınları, Ankara-2005,
MEYDAN, Nihat-YAPAL, Fadime, İçtihatlı Türk Ceza Kanunu, C: I, 1. Baskı, Ethemler Yayıncılık, İst-2004,
ÖNDER, Ayhan, Şahıslara ve Mala Karşı Cürümler ve Bilişim Alanında Suçlar, İstanbul 1994,
ÖNDER, Ayhan, Ceza Hukuku Dersleri, İstanbul 1992,
ÖZGENÇ, İzzet, Türk Ceza Hukuku, Genel Hükümler, 2. Bası, Seçkin Yayınları, Ankara-2007,
PARLAR, Ali-HATİPOĞLU, Muzaffer, Kast ve Taksir, Kazancı Yayınları, İstanbul-2005,
SOYASLAN, Doğan, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3. Baskı, Ankara-2005,
ÜNVER, Yener, Ceza Hukukunda Korunması Amaçlanan Hukuksal Değer, Ankara 2003,
TEZCAN, Durmuş- ERDEM, M. Ruhan- ÖNOK, R. Murat, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Seçkin Yayınları, Ankara 2006,
TEZCAN, Mahmut, “Türkiye’de Kan Davası ve Önleme Çareleri” Adalet Dergisi, Yıl 65, Ağustos 1974, Sayı 8,
TOROSLU, Nevzat, Ceza Hukuku, Genel Kısım, 7. Baskı, Savaş Yayınevi, Ankara 2005,
TOROSLU Nevzat, Ceza Hukuku, Özel Kısım, 1. Baskı, Savaş Yayınevi, Ekim-2005,
Türk Dil Kurumu, www.tdk.gov.tr, erişim tarihi: 11.11.2007
YILMAZ, Ejder, Hukuk Sözlüğü, Genişletilmiş 6. B. Yetkin Yayınları, Ankara-2001,
Kazancı İçtihat Programı
Corpus İçtihat Programı
[1] TOROSLU Nevzat, Ceza Hukuku, Genel Kısım, 7. Baskı, Savaş Yayınevi, Ankara 2005, s.79
[2] DÖNMEZER Sulhi, ERMAN Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, Genel Kısım, C:I, 14. Baskı, Beta Yayınları, İstanbul, s.366
[3]ARTUK Mehmet Emin-GÖKCEN Ahmet-YENİDÜNYA A. Caner, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitabevi, Ankara-2006, s. 15; ÖZGENÇ İzzet, Türk Ceza Hukuku, Genel Hükümler, 2. Bası, Seçkin Yayınları, Ankara-2007, s.169
[4] CENTEL Nur-ZAFER Hamide-ÇAKMUT Özlem, Türk Ceza Hukukuna Giriş, 4. Bası, Beta Yayınları, İst-2006, s.230
[5] DEMİRBAŞ Timur, Ceza Hukuku, Genel Hükümler, 5. Baskı, Seçkin Yayınları, Ankara-2007,s.201; İÇEL Kayıhan-EVİK A.Hakan, İçel Ceza Hukuku, Genel Hükümler, 2. Kitap, 4. Bası, Beta Yayınları, İst, s.43
[6] DÖNMEZER-ERMAN, s.370
[7] DÖNMEZER Sulhi, Kişilere ve Mallara Karşı Cürümler, 17. Bası, Beta Yayıncılık, İstanbul-2004, s.11; İÇEL-EVİK, s.43
[8] TOROSLU Nevzat, Ceza Hukuku, Özel Kısım, 1. Baskı, Savaş Yayınevi, Ekim-2005, s.24; HAKERİ Hakan, Kasten Adam Öldürme Suçları, Seçkin Yayınları, Ankara-2007, Gözden Geçirilmiş 2. Baskı, s.23; ÖZGENÇ, s.174
[9] ARTUK-GÖKCEN-YENİDÜNYA, s.15
[10] HAKERİ, s.23
[11] MERAN Necati, Kişilere Karşı Suçlar, 1. Baskı, Seçkin Yayınları, Ankara-2005, 30
[12] DÖNMEZER, s.14; ERMAN Sahir-ÖZEK Çetin, Ceza Hukuku Özel Bölüm Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, İstanbul 1994, s.7
[13] TOROSLU, Özel Kısım, s. 25
[14] ARTUK-GÖKCEN-YENİDÜNYA, s.21; ÖZGENÇ, s.177
[15]ARTUK Mehmet Emin-GÖKCEN Ahmet-YENİDÜNYA A. Caner, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3. Bası, Turhan Kitabevi, Ankara-2007, s. 405
[16]VON Listz, I, 183, Aktaran: DÖNMEZER-ERMAN, s. 369
[17] TOROSLU, Genel Kısım, s. 90
[18] ARTUK-GÖKCEN-YENİDÜNYA, Özel Hükümler, s.21
[19] HAKERİ, s.21
[20] ÖZGENÇ, s.203
[21] ARTUK-GÖKCEN-YENİDÜNYA, Özel Hükümler, s.22
[22] DÖNMEZER, s.10; ERMAN-ÖZEK, s.5-7
[23] ÜNVER Yener, Ceza Hukukunda Korunması Amaçlanan Hukuksal Değer, Ankara 2003, s.930
[24] ARTUK-GÖKCEN-YENİDÜNYA, Özel Hükümler, s.25
[25] MERAN, s.29
[26] DÖNMEZER, s.7
[27] ARTUK-GÖKCEN-YENİDÜNYA, Özel Hükümler, s.25
[28] HAKERİ, s. 20
[29] DÖNMEZER, s.11
[30] HAKERİ, s.21
[31] ARSLAN Çetin-AZİZAĞAOĞLU Bahattin, Yeni Türk Ceza Kanunu Şerhi, Alfa Yayınları, s.352
[32] TOROSLU, Özel Kısım, s.23
[33] DÖNMEZER, s.12
[34] Yarg. CGK, 15.5.2000 T., 2001-101 E. 2001/107 K. (Kazancı İçtihat Programı)
[35] HAKERİ, s.21
[36] DARENDE M. İlhan, Yeni TCK’da Olası Kast ve Bilinçli Taksir, www.turkhukuksitesi.com,erişim tarihi :12.11.2007
[37] ARTUK-GÖKCEN-YENİDÜNYA, Özel Hükümler, s.30; ÖZGENÇ, s.223;
[38] PARLAR Ali-HATİPOĞLU Muzaffer, Kast ve Taksir, Kazancı Yayınları, İstanbul-2005,s.338
[39] ARTUK-GÖKCEN-YENİDÜNYA, Genel Hükümler, s. 459
[40] PARLAR-HATİPOĞLU,s.338
[41] ARTUK-GÖKCEN-YENİDÜNYA, Özel Hükümler, s.33
[42] TOROSLU, Genel Kısım, s. 137
[43] ÖZGENÇ, s.233
[44] HAKERİ, s.42
[45] DÖNMEZER Sulhi, ERMAN Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, Genel Kısım, C:II, 12. Baskı, Beta Yayınları, İstanbul-1999, s.930
[46] HAKERİ, s.43
[47] TOROSLU, Genel Kısım s. 137; Yargıtay “Traktördeki birkaç kişiyi görerek iki el ateş eden sanığın eyleminin, sonucuna katlanması, maktulün öldürülmesinden ötürü ‘gayri muayyen kasıtla’ hareket ettiğinin kabulü ve TCK’ nun 448. maddesi ile cezalandırılması gerekir(Yarg. 1.CD.20.11.1996- 3293/3700 Bkz.EROL Haydar,İçtihatlı Türk Ceza Kanunu, Barok Matbaacılık, Ankara-1999, s.893)
[48] DÖNMEZER–ERMAN, Genel Kısım, C:II, s.234
[49] DÖNMEZER, s.24
[50] HAKERİ, s.30
[51] Yarg.CGK, 14.12.1999,1-278/308 bkz. EKİNCİ Mustafa-ÖZCAN Şerafettin, Kasten Adam Öldürme Suçları, Adalet Yayınevi, Ankara-2004, s.4; Yargıtay başka kararında “Uyuşmazlık, eylemin adam öldürmeye tam teşebbüs suçunu mu yoksa yaralama suçunu mu oluşturduğu noktasında toplanmaktadır. Failin iç dünyasını ilgilendiren kast, sonuçlarını bilerek ve isteyerek fiili işleme iradesidir. Kastın belirlenmesinde, suç nedeni, kullanılan vasıtanın cinsi, kullanılış şekli, isabet alan bölge, darbe adedi ve şiddeti, failin suçtan önceki ve sonraki davranışları, aradaki husumet gibi birçok kıstasın dikkate alınması gerekir. Somut olayda katılanın ataca zorla bindirilerek silah tehdidi ile içki aldırılması, etkili mesafeden öldürmeye elverişli vasıta ile mağdurun hayati bölgesinde ateş edilmesi, mağdurun kendisi araçtan kendisini atarak yardım istemesi nedeniyle eylemin sürdürülememesi dikkate alındığında eylem, adam öldürmeye tam teşebbüs suçunu oluşturmaktadır(Yarg.CGK, 16.10.2001 E: 2001/1-215 K:2001/220 bkz. MEYDAN Nihat-YAPAL Fadime, İçtihatlı Türk Ceza Kanunu, C: I, 1. Baskı, Ethemler Yayıncılık, İst-2004, s.348 )
[52] HAKERİ, s.31
[53] DÖNMEZER, s.15; Yargıtay “Gece vakti pencereleri kapalı cama içeridekilerini görmeden hedef alarak seçmeden müteaddit sayıda silahla ateş etmesinin müessir fiile teşebbüs niteliğinde olduğu ve şüpheden sanık yaralayacağı kuralı gereği TCK’ nun 456/4, 662, 457/1, 51/1, 55/3, 59. maddeleri uyarınca cezalandırılması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması. (1.CD.17.5.1999 – 806/1820 bkz. EROL, s.889 )
[54] DÖNMEZER, s.15
[55]HAKERİ, s.32
[56] “Hayati tehlike doğruna yaraların birden ziyade olması öldürme kastının mevcudiyetine delalet eder”. (Yarg. 1. CD. 30.06.203, 2003/61E. Corpus içtihad programı)
[57] MERAN, s.33
[58]Yarg.CGK, 24.09.2002, 1-186/321 bkz. HAKERİ, s.37
[59] ARTUK-GÖKCEN-YENİDÜNYA, Özel Hükümler, s.55; DÖNMEZER-ERMAN, Genel Kısım, C:II, s.665
[60] [60] ARTUK-GÖKCEN-YENİDÜNYA, Özel Hükümler, s.55
[61] HAKERİ, s.56
[62] EKİNCİ-ÖZCAN, s.585
[63] EKİNCİ-ÖZCAN, s. 585
[64] DÖNMEZER, s.18
[65] MERAN, s.39
[66] HAKERİ Hakan, “Yeni Türk Ceza Kanununda Hayata Karşı Vücut Dokunulmazlığına Karşı Suçlar”, www.ceza-bb.adalet.gov.tr/makale/116. erişim tarihi: 11.11.2007
[67] HAKERİ, a.g.m.
[68] YILMAZ Ejder, Hukuk Sözlüğü, Genişletilmiş 6. B. Yetkin Yayınları, Ankara-2001, s. 754
[69] ARTUK-GÖKCEN-YENİDÜNYA, Özel Hükümler, s.50
[70] DÖNMEZER, s.71
[71]ERGİL Doğu, “Namus Cinayetlerinin Toplum Bilimsel Çözümlenmesi” Seha L. Meray’a Armağan, C.I, Ankara 1981, s.289; CENGİZ Recep, “Kan Davasının Toplumsal Değer ve Normlar Açıından Sosyolojik Görünümü; Tokat ve Erbaa Örneği”, Sosyolojik ve Hukuksal Boyutlarıyla Töre ve Namus Cinayetleri Uluslararası Sempozyumu, Bildiriler, Editörler: Atalay/Uluğ/Ayak, Diyarbakır 2003, s. 62
[72] TEZCAN Mahmut, “Türkiye’de Kan Davası ve Önleme Çareleri” Adalet Dergisi, Yıl 65, Ağustos 1974, Sayı 8, s.667
[73] GÖZÜBÜYÜK Abdullah Pulat, Türk Ceza Kanunu Açıklaması, İstanbul 1981, s. 355
[74] TEZCAN, s.6
[75] Yarg.1. CD 13.03.1979 E. 127 K. 1066, YCGK 11.03.1991, E. 1-36 K. 76 bkz. HAKERİ, Kasten Öldürme Suçları, s.244)
[76] KARAASLAN Reşit, Gütme Saikiyle Adam Öldürme” www.turkhukuksitesi.com, erişim tarihi: 10.11.2007
[77] ÖNDER Ayhan, Ceza Hukuku Dersleri, İstanbul 1992, s. 304
[78] Yargıtay bir kararında “adam öldürme suçunu kan gütme saiki ile işlendiğinin kabulü için aşağıdaki koşulların gerçekleşmesi gerekir:
[79] Yarg. 1CD. 4. 6. 1973, 332/458:” kan gütme sebebi ile adam öldürme ve adiyen adam öldürme suçlarını birbirinden ayıran özellik, öç almak şeklinde beliren ahlaka aykırı düşünce ve tutkunun etken oluşudur.” 1CD. 4. 6. 1973, 332/458 bkz. DÖNMEZER, s.74); Sanığın çocukların yetim kalması sebebiyle öç almak için maktulü öldürdüğü olayda, sanığın eyleminin kan gütme saiki ile adam öldürme olarak nitelendirilip TCK.nun 450/10. maddesiyle hüküm kurulması gerekir. Yarg. 1. CD. 2003/772 E. K.2003/1015 T.20.05.2003 Corpus içtihat programı
[80] DÖNMEZER, s.73; AKBULUT İlhan, Yeni Türk Ceza Kanunumuza Göre Kan Gütme Saiki İle Adam Öldürme, İstanbul, 2006, s. 15
[81] DÖNMEZER, s.74
[82] HAKERİ, Kasten Öldürme Suçları, s.240
[83] Kan gütme saikiyle adam öldürme, ancak başka bir neden eklemeksizin eylemin münhasıran kan gütme saikiyle işlenmesi halinde mümkündür.Suç işleme kararının ne zaman alındığı ve eylemin ne zaman işlendiği, bu zaman dilimi içinde sanıkların ruhi sükunete ulaşıp ulaşmadığı araştırılarak, eylemin tasarlayarak adam öldürme niteliğinde olup olmadığı tartışılmalıdır. Yarg. 1. CD. 2006/3696 . K 2007/805 T.27.2.2007 Corpus içtihat programı
[84] KARAASLAN, a.g.m.; Yargıtay bir kararında “Olaya başka sebepler katılmadığı hallerde, kan gütme saikinden söz edilebilir. Bu nedenle kan gütme saikinin varlığını kabul edebilmek için, hakim olayda başka herhangi bir saikin söz konusu olup olmadığını araştırmak zorundadır(Yarg. 1. CD, 04.05.1936, E. 2613, K. 1049 Corpus içtihab programı)
[85] KARAASLAN, a.g.m; Nitekim Yargıtay bir kararında” incelen olayda sanığın 1998 yılında babasını öldüren ve …. Mahkemesi’nin 09.12.1998 tarih ve … sayılı kararı ile mahkum olup 2001 yılında 4616 sayılı yasa ile tahliye olan maktülü bu nedenle tasarlayarak öldürdüğü olayda sanığın önceki olayın etkisinden kurtulup, duyduğu üzüntü ve kırgınlıkları sana erdiri münhasıran kan gütme saiki ile hareket edip etmediği tam olarak anlaşılamadığından TCK.nun 450/4 yerine 450/10. maddesi ile hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir”(Yarg. 1. CD, 12.05.2005, E. 2004/1684, K. 2005/1245 corpus içtihab programı)
[86] EKİNCİ-ÖZCAN, s.95; Yargıtay “Öldürülen,sanığın kardeşi öldürmekten onyedi ay sonra, sanık tarafında öldürülmüştür. Taraflar arasında bir kan davası bulunsa bile, fail kapıldığı bir tehevvür ile ya da başka bir nedenle öldürme suçunu işlemiş olursa, kan gütme saikinin varlığından sözedilemez. Olayımızda da sanık, kardeşinin öldürülmesi olayının gazap, şiddet ve eleminin halen yaşamakta olduğundan, ilk olayın elem ve infiali geçtikten sonra, kan gütme görev bilinci ile hareket ettiği ve bu ananeyi sürdürdüğünden sözedilemeyeceğinden, TCK’ nun 450/10. maddesinin uygulaması suretiyle cezalandırılması yasaya aykırıdır.” Yarg.CGK, E: 1996 / 1 – 105, K. 1996 / 130 , 11.6.1996 bkz. DÖNMEZER, s.73)
[87] HAKERİ, Kasten Öldürme Suçları, s.246
[88] HAKERİ, Kasten Öldürme Suçları, s.241
[89] Yarg. 1. CD, 03.11.1970, E. 3616, K. 3010. bkz. KEYMAN Selahattin, “ Kan Gütme Saiki İle Adam Öldürme” Türk Hukuku ve Toplumu Üzerine İncelemeler , Ankara 1974, s. 393
[90] Yarg. CGK 11.03.1991, E. 1-36 K. 76 Kazancı İçtihat Programı
[91] EREM Faruk, Adam Öldürme Cürümleri, Ankara-1982, s.111
[92] HAKERİ, Kasten Öldürme Suçları, s.241
[93] DÖNMEZER, s.74
[94] DÖNMEZER, s.75
[95] HAKERİ, Kasten Öldürme Suçları, s.240
[96] EREM, s.112
[97] Yargıtay’a göre şu koşullar var olmalıdır. “
[98] Yargıtay’a göre “ ilk ölüm olayı ile ikinci olay arasında çok kısa olmayan bir süre geçmelidir. Bu zaman içerisinde fail ilk öldürme olayından duyduğu her türlü acı, kızgınlık ve öfkeden arınarak geleneklerin etkisiyle bir görevi yerine getirme bilinci içinde hareket etmelidir(YCGK, 05.03.1990, E. 1-28, K. 45)” Bir başka kararında ise “babası öldürüldüğü sırada yedi yaşında olan ve babasını öldüren maktülü cezaevinden tahliye olmasından üç yıl sonra öldüren sanığın, sadece ve sadece kan gütme, intikam alma görevini yerine getirme maksadıyla işlendiğinin tam olarak belirlenemediğine, babası öldürüldüğünde küçük yaşta olduğu anlaşılan sanığın büyüdükçe babasının yokluğunu daha çok hissettiğini, ona duyduğu özlemin giderilmesinin mümkün olmamasından kaynaklanan elem ve ıstırabın zaman içinde maktüle yönelik bir husumete dönüştüğüne ve bu husumetten kaynaklanan basit düzeydeki tahrikin etkisiyle sanığın, maktülü öldürmesi dolayısıyla kan gütme saikinin bulunmadığına karar vermiştir(Yarg. CGK, 04.05.1999, E 1-191, K. 93 bkz. AKBULUT, s. 78-80)
[99]ÖNDER Ayhan, Şahıslara ve Mala Karşı Cürümler ve Bilişim Alanında Suçlar, İstanbul 1994, s. 5
[100] HAKERİ, Kasten Öldürme Suçları, s.248
[101] KEYMAN, s. 397
[102] HAKERİ, Kasten Öldürme Suçları, s.250;
[103] HAKERİ, Kasten Öldürme Suçları,s.245
[104] HAKERİ, Kasten Öldürme Suçları, s.245
[105] Yargıtay bir kararında “Kan gütme sebebiyle adam öldürme eylemini, adiyen öldürme suçundan ayıran özellik birincisinde söz konusu olan acı ve öfke duygusundan değil, öç almak şeklinde beliren ahlaka aykırı düşünce ve tutkunun etken olduğundandır. Bu tür suçlar için ayrı bir bent ile daha ağır bir ceza müeyyidesi konmasındaki sosyal amaç, toplumda kökleşmiş olan kötü bir göreneğin ortadan kaldırılmasından ibarettir. Böyle olunca TCK.nun 51. maddesinde öngörülen haksız tahrikin bu özellikler dışındaki davranışlarda aranması gerekmektedir. Nitekim kan kan gütme saikiyle adam öldürmek suçlarında bu maddenin uygulanmaması gerektiği genellikle benimsenmiş yargı görüşleri arasında yerini almıştır(Yarg. CGK, 04.06.1973, E. 332, K. 458 bkz. AKBULUT, s. 18, dn. 17
[106] GÖZÜBÜYÜK, s. 357
[107] GÖZÜBÜYÜK, s. 357
[108] DÖNMEZER, s. 81
[109] HAKERİ, Kasten Öldürme Suçları, s.252
[110] BECERİK Hilmi, Kan Davası Seminer Çalışması, Ankara, 1975, s. 67. bkz HAKERİ, Kasten Öldürme Suçları, s. 252
[111] HAKERİ, Kasten Öldürme Suçları, s.240
[112] Yarg.CGK, 28.12.1964, E. 1-505, K.1 bkz KAARASLAN, a.g.m.
[113] KEYMAN, s. 399
[114]HAKERİ, Kasten Öldürme Suçları, s.246
[115] TOROSLU, Özel Kısım, s.35
[116] TEZCAN Durmuş- ERDEM M. Ruhan- ÖNOK R. Murat, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Seçkin Yayınları, Ankara 2006, s.126-127
[117] HAKERİ, Kasten Öldürme Suçları, s.247
[118] SOYASLAN Doğan, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3. Baskı, Ankara-2005, s.107
[119] MERAN, s.56
[120] Türk Dil Kurumu, www.tdk.gov.tr, erişim tarihi: 11.11.2007
[121] HAKERİ, Kasten Öldürme Suçları s.247
[122] AKKOÇ Nebahat, s.88 bkz. HAKERİ, Kasten Öldürme Suçları, s.246
[123] SOYASLAN, s.107
[124] ARSLAN-AZİZOĞLU, s.364
[125] MERAN, s.56
[126] HAKERİ, Kasten Öldürme Suçları s. 249
![]()
🟢 Çevrimiçi|
Alternatif Hukuk Bürosuna hoş geldiniz. Size nasıl yardımcı olabilirim?
Gizlilik Politikası